top of page


TÜM YAZILAR


LYGOS KUYUSU
Lygos Kuyusu’nun sosyal medya hesabını gördüğümde gece yarısıydı. Daha ilk anda bunun başka bir iş olduğunu anlamıştım. Bazen bir oyunun afişinden, renginden, taşıdığı havadan sana bir şey geçer ya, Lygos Kuyusu’nda da öyle oldu. O gece rüyamda Tiyatro Lygos’un profilinde dolaşan, beyaz saçlı, siyahlara sarılı o yaşlı adamı gördüm. Sabah uyandığımda yaptığım ilk şey bilet almak oldu. Bunu süslemek için söylemiyorum; gerçekten çağrılmış gibi hissettim. Bir de şu var: Lygos Ku
Uğur Yelmez
4 gün önce6 dakikada okunur


AÇLIK OYUNLARI SERİSİ
Açlık Oyunları serisi hayatıma lise yıllarımda girdi. O dönem bilimkurgu ve fantastik türlerinde okumayı ve izlemeyi çok seven biriydim. Elime geçen kitapları sadece okumaz, çoğu zaman onların dünyasında birkaç gün daha yaşamaya devam ederdim. Açlık Oyunları da benim için tam olarak böyle bir seri oldu. İlk kitabı elime aldığımda Panem’in dünyasına bu kadar hızlı gireceğimi, Katniss’in hikâyesini bu kadar sahipleneceğimi tahmin etmiyordum. Ama daha ilk sayfalardan itibaren o
Uğur Yelmez
21 May7 dakikada okunur


CADI
Amazon Prime’da izlediğim Cadı, açıkçası beklentimin üzerinde bir film oldu. Başta klasik bir korku filmiyle karşılaşacağımı düşünmüştüm ama film ilerledikçe bunun daha çok atmosferiyle, karakterleriyle ve altında taşıdığı meselelerle öne çıkan bir uyarlama olduğunu hissettim. Sıçratmaya, ani seslere ya da kolay korku numaralarına yaslanan bir film değil. Daha ağır, daha kasvetli, daha edebi bir tarafı var. Bu yönüyle de bende iyi bir iz bıraktı. Film, Hüseyin Rahmi Gürpınar
Uğur Yelmez
19 May4 dakikada okunur


HALİT CAN ÜNAL
Halit Can Ünal’ın “Düştüğümden Beri” adlı yeni teklisi, ilk dinleyişte karanlık ama doğrudan bir duygu taşıyor. Şarkıda yalnızca bir ayrılık ya da düşüş hâli değil, insanın zaman içinde içinden geçtiği kırılmaların izleri de hissediliyor. Halit Can Ünal’ı merak etmemin sebeplerinden biri de müzikle birlikte oyunculuk geçmişinin olmasıydı. Çünkü sahneyle kurulan bağ, bir şarkıyı yalnızca söyleme biçimini değil, o şarkının duygusunu taşıma şeklini de etkiliyor. Onun cevapların
Uğur Yelmez
13 May3 dakikada okunur


KUĞU GÖLÜ
Bale denilince aklıma hep Kuğu Gölü gelirdi. Daha temsili izlemeden önce bile bu eserin zihnimde ayrı bir yeri vardı. Özellikle dört kuğunun birbirine tutunarak yaptığı o meşhur bölüm, asıl adıyla Danse des petits cygnes, yani Küçük Kuğular’ın pas de quatre koreografisi, baleyi hiç yakından takip etmeyen birinin bile bir şekilde karşısına çıkmış görüntülerden biridir. İDOB’un bu eseri sahneleyeceğini duyunca, sıkı bir sahne sanatları seyircisi olarak izlediğim eserlerin arası
Uğur Yelmez
10 May7 dakikada okunur


ŞEYTAN MARKA GİYER 2
Şeytan Marka Giyer 2’yi Mall of İstanbul’da izledim. Açıkçası salona girerken içimde hem merak hem de biraz temkin vardı. Çünkü bazı filmlerin devamı çekildiğinde ister istemez ilk filmin bıraktığı etkiyle karşılaştırıyoruz. Hele söz konusu Şeytan Marka Giyer gibi yıllar içinde kendi kitlesini oluşturmuş, replikleriyle, karakterleriyle ve tarzıyla hafızada kalmış bir filmse, beklenti de doğal olarak daha yüksek oluyor. Genel olarak filmi beğendim. İlk filme duygusal olarak y
Uğur Yelmez
8 May4 dakikada okunur


İREM ERTÜRK
İrem Ertürk, sahnede tek bir kimlikle var olmayı tercih etmeyen sanatçılardan biri. Hem bale geçmişi hem de DJ’lik kariyeriyle, birbirinden uzak gibi görünen iki alanı aynı performans içinde buluşturuyor. Bu yönüyle Technoballet, yalnızca farklı bir sahne fikri değil, aynı zamanda Türkiye’de pek alışık olmadığımız bir birleşimin de karşılığı. İrem’in hikâyesini ilgi çekici kılan şeylerden biri de baleye çok küçük yaşlarda başlamış olması. Yıllar içinde edindiği sahne disipli
Uğur Yelmez
7 May3 dakikada okunur


LOOP
Loop’u ilk duyduğumdan beri merak ediyordum. Bazen bir oyuna gitmeden önce hakkında çok fazla şey bilmeseniz bile adı, konusu, oyuncuları ve etrafında oluşan konuşmalar sizi kendine çeker. Loop da benim için öyle oldu. Özellikle insanın kendi hayatında tekrar tekrar aynı yere dönmesi, bir şeyleri geride bıraktığını sanırken aslında onları yanında taşıması fikri bana en başından beri ilgi çekici gelmişti. Oyunu sahnede izleme fırsatını ne yazık ki yakalayamadım. Ama aklımın b
Uğur Yelmez
29 Nis5 dakikada okunur


THE DRAMA
Robert Pattinson ve Zendaya, ayrı ayrı sevdiğim iki oyuncu. Robert Pattinson benim için hâlâ lise yıllarımın Alacakaranlık etkisini içinde taşıyor. O dönem bizi vampirlerle tanıştıran, Edward Cullen karakteriyle hafızama yerleşen o yüz, yıllar içinde çok farklı işlerde karşımıza çıksa da bende hâlâ o ilk büyünün izini koruyor. Zendaya ise daha önce farklı projelerde izlediğim, ama özellikle Dune evreni ve kırmızı halılardaki ikonik görüntüleriyle aklımda kalan bir isim. Bu y
Uğur Yelmez
27 Nis3 dakikada okunur


UÇAN HOLLANDALI
Uçan Hollandalı, bizim topraklarımıza ait bir figür değil. Ama buna rağmen adını bir yerlerden duymuş olmamak neredeyse imkânsız. Kimimiz onu eski denizci efsanelerinden biliriz, kimimiz Karayip Korsanları serisinden hatırlarız, kimimiz de yalnızca hayalet bir gemiyle sonsuza dek denizlerde dolaşmaya mahkûm edilmiş bir kaptan imgesi olarak zihninde taşır. Benim için de Uçan Hollandalı, sahneye çıkmadan önce bile merak uyandıran bir hikâyeydi. Üstelik daha önce La Traviata’da
Uğur Yelmez
26 Nis7 dakikada okunur


GÜLDİYAR TANRIDAĞLI
Gökyüzüne Bakanlar serisine başlarken niyetim en başından beri açıktı. Üreten insanlarla yalnızca nihai eserleri üzerinden değil, o eserin ardındaki düşünceyle, kırılganlıkla ve yaratım sürecinin kendisiyle de temas kurmak istedim. Çünkü bir eser, dünyayla buluştuğu anda çoğu zaman tamamlanmış bir bütün gibi görünür. Oysa asıl hikâye, o finale giden yolda saklıdır. Bir besteyi duyar, bir metni okur ya da bir sese kulak veririz. Ama o üretimi doğuran arayışı, sabrı ve vazgeçme
Uğur Yelmez
23 Nis3 dakikada okunur


MOMENTUM
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin Süreyya Operası’nda sahnelediği Momentum, dört ayrı koreografiden oluşan bir çağdaş bale programı. Ama bu akşamı yalnızca peş peşe gelen dört parça gibi görmek eksik kalır. Seyir boyunca hissedilen şey, bir parçanın açtığı alanın ötekine geçmesi, gecenin her bölümde biraz daha büyümesi ve her yeni işin başka bir duyguya kapı aralamasıydı. Her koreografi kendi dünyasını kuruyordu ama hiçbiri ötekinden kopuk durmuyordu. Ben de daha salona gir
Uğur Yelmez
20 Nis10 dakikada okunur


EDUSA: KUSURSUZ BİR OPERA DENEYİMİ
Bazı temsiller daha ilk dakikasında kendini belli eder. Müzik tam yerini bulmadan, sahne ilk görüntüsünü seyirciye bırakırken, o akşamın sıradan geçmeyeceğini anlarsın. Edusa benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Opera başlar başlamaz sahneye kilitlendim. Dikkatim bir an bile dağılmadı. Gözüm de kulağım da sürekli sahnedeydi. Hiç tereddütsüz söyleyebilirim, hayatımda izlediğim en güzel operaydı. Bende bıraktığı etki yalnızca iyi bir temsil izlemiş olmanın memnuniyeti değ
Uğur Yelmez
12 Nis13 dakikada okunur


KÜLLER KÜLLERE
Müphem Tiyatro’yu ve Cem Burçin Bengisu’yu ilk olarak Lie Low ile tanımıştım. O oyunu izlemek için uygun bir gün kollarken Schneidertempel Sanat Merkezi’ndeki Küller Küllere karşıma çıktı. Ben de Müphem Tiyatro’ya yazarak oyuna gelmek istediğimi ve izlenimlerimi paylaşmayı düşündüğümü söyledim. Onlar da çok sıcak bir şekilde dönüş yapıp beni oyunlarına davet ettiler. Oyuna gideceğim hafta haber siteleri İstanbul’un o hafta yalnızca on yedi saat güneş göreceğini yazıyordu. Şi
Uğur Yelmez
6 Nis7 dakikada okunur


KIRILDIĞIMIZ YERDE Bİ' BOŞLUK
Melih Salgır, yönetmen olarak gerçekten çok beğendiğim bir isim. Ben Zek’i izledikten sonra bunu kendi içimde çok net bir şekilde hissetmiştim. O oyundan sonra, ilk fırsatta Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk’u da izlemek istedim ve kendisiyle iletişime geçtim. Zaten benim tiyatro planlarımda en sık yaşadığım şeylerden biri gün ve saat uyumsuzluğu oluyor. Görmek istediğim işler çoğu zaman ya çok geç saatte başlıyor ya da dönüşü zor bir güne denk geliyor. Bu yüzden Kats Sahne’deki
Uğur Yelmez
31 Mar7 dakikada okunur


BENCE KATİL ÖLDÜRDÜ: YAĞMURLU BİR BEYOĞLU GÜNÜNDE BAŞLAYAN KEYİFLİ BİR TİYATRO AKŞAMI
Beyoğlu o gün sanki şehrin geri kalanından biraz kopmuş gibiydi. Yağmur aralıksız yağıyor, Taksim Meydanı’nda ancak birkaç Japon turist dolaşıyor, köşelerde de şeffaf şemsiyeler satan çocuklar bekliyordu. Kalabalığın çekildiği, sesin biraz azaldığı, ıslak kaldırımların ışığı daha fazla yansıttığı böyle günlerde tiyatroya gitmenin bende ayrı bir hissi oluyor. O gün de tam olarak öyleydi. Hava dışarıda soğuk, meydan tenha, şehir biraz içine kapanıktı. Ben ise ilk kez İstanbul D
Uğur Yelmez
31 Mar5 dakikada okunur


THIS IS LIVING, İKİ OYUNCUYLA KURULAN GÜÇLÜ BİR DÜNYA
Her şey 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde Aykut Temel’in This Is Living oyunu için davet mailini almamla başladı. Dünya Tiyatro Günü’nde bir tiyatroya davet edilmek zaten başlı başına güzel bir tesadüftü. Üstelik normalde cuma günleri ofiste olmama rağmen o gün evdeydim ve hiçbir işim yoktu. Akşam için hazırlanırken içimde sadece tatlı bir heyecan vardı. O gecenin bu kadar maceralı geçeceğini ise elbette bilmiyordum. Ne giyeceğime karar verdikten sonra daha dinç hissetmek için
Uğur Yelmez
30 Mar6 dakikada okunur


THE BEAUTY
The Beauty, daha ilk bölümden itibaren ne yapmak istediğini açıkça belli eden dizilerden biri. Seyirciyi yavaş yavaş hazırlayan, temposunu sonradan yükselten bir yapısı yok. Aksine, sert, hızlı ve doğrudan bir giriş yapıyor. Bu da dizinin dünyasına çok kısa sürede kapılmayı kolaylaştırıyor. Daha ilk andan itibaren burada yalnızca estetik bir dünyanın anlatılmayacağını, güzelliğin arzu edilen bir şey olmaktan çıkıp neredeyse tehlikeli bir takıntıya dönüştüğü bir hikâye izleyec
Uğur Yelmez
26 Mar3 dakikada okunur


ÜSKÜP TÜRK TİYATROSU’NDAN HİZMETÇİLER
Jean Genet’nin Hizmetçiler metni bana her zaman biraz mesafeli gelmiştir. İçindeki iktidar ilişkisi, aşağılanma duygusu, taklit, öfke ve sınıf çatışması elbette çok güçlü bir alan açıyor. Yine de bu metin, bende hiçbir zaman içten bir yakınlık duygusu uyandırmadı. Belki bunun nedeni, bilerek kurduğu yapay atmosferdir. Belki karakterlerin seyirciyi kolayca yanına çekmeyen yapısıdır. Belki de duygusal bir akıştan çok, gerilimli bir rol düzeni içinde ilerlemesidir. Bu yüzden Üs
Uğur Yelmez
18 Mar6 dakikada okunur


ROMEO VE JULIET: AŞK VE YAZGININ ARASINDA
Romeo ve Juliet, çocukluğumdan beri hep etrafımda dolaşan bir hikâyeydi. Belki adını çok küçük yaşlardan beri duymamdan, belki de tiyatroya ilgi duymaya başladığımdan beri içimde büyüyen Shakespeare merakından, bu eser bende hep ayrı bir yerde durdu. O yüzden İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek bu temsili duyduğum anda gitmeyi çok istemiştim. İlk baktığımda biletlerin aylar öncesinden tükendiğini görünce biraz hayal kırıklığı yaşadım. Sonra ara ara bilet s
Uğur Yelmez
15 Mar6 dakikada okunur
bottom of page