LOOP
- Uğur Yelmez
- 29 Nis
- 5 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 May

Loop’u ilk duyduğumdan beri merak ediyordum. Bazen bir oyuna gitmeden önce hakkında çok fazla şey bilmeseniz bile adı, konusu, oyuncuları ve etrafında oluşan konuşmalar sizi kendine çeker. Loop da benim için öyle oldu. Özellikle insanın kendi hayatında tekrar tekrar aynı yere dönmesi, bir şeyleri geride bıraktığını sanırken aslında onları yanında taşıması fikri bana en başından beri ilgi çekici gelmişti.
Oyunu sahnede izleme fırsatını ne yazık ki yakalayamadım. Ama aklımın bir köşesinde hep duruyordu. The House Seat’e geldiğini görünce de uzun zamandır kolladığım o zamanı sonunda bulmuş oldum. Açıkçası Loop’u izlerken şunu düşündüm: Bu oyun sahnede çok daha güçlü hissedilirdi. Çünkü uzun, yoğun ve dikkat isteyen bir yapısı var. Ekrandan izlerken her ne kadar oyunun dünyasına girmeye çalışsam da bazı anlarda dikkatim dağıldı. Evde olmak, telefonun yakında durması, izleme alanının tiyatro salonu kadar sizi oyuna kilitlememesi bu tür oyunlarda biraz etkisini gösteriyor. Yine de bu durum oyunun bende bıraktığı etkiyi tamamen gölgelemedi. Aksine, sahnede izleseydim ne kadar daha derinden hissederdim diye düşündürdü.
H6 Act yapımı olan Loop, Ebru Nihan Celkan’ın yazıp dramaturgisini üstlendiği, Nagihan Gürkan’ın yönettiği bir oyun. Bu iki ismin buluşması zaten oyunun yalnızca bir hikâye anlatmakla yetinmeyeceğini hissettiriyor. Loop, düz bir olay örgüsünden çok, bir insanın zihninin, ilişkisinin, geçmişinin ve şimdiki zamanının birbirine karıştığı bir alan açıyor. Dekoruyla, sesiyle, hareket düzeniyle ve oyunculuk tercihleriyle de bunu desteklemeye çalışıyor. Bu yüzden oyun, yalnızca “ne oldu?” sorusunun peşinden gitmiyor. Daha çok “bu insanın içinde ne oluyor?” sorusunu açıyor.
Oyunun merkezinde Umut var. İstanbul’dan Berlin’e Ali ile taşınmış bir kadın. Dışarıdan bakınca bu, yeni bir başlangıç gibi görünebilir. Başka bir ülke, başka bir şehir, başka bir düzen, belki daha temiz bir sayfa. Ama Loop tam da bu beklentiyi ters yüz ediyor. Çünkü insan bazen bir yerden giderken yalnızca bavulunu değil, alışkanlıklarını, kırılmalarını, çocukluğundan kalan o rahatsız edici sesleri, kendine dair inandığı kötü cümleleri de yanında götürüyor.

Umut’un hikâyesinde beni en çok yakalayan yer burası oldu. Berlin’e gitmek onun için bir kurtuluş ihtimali gibi dursa da asıl mesele şehir değiştirmek değil. Umut, kendi içinde dönüp duran şeylerden çıkmaya çalışıyor. İçkiyle, geçmişiyle, ilişkisiyle, kendisine yıllarca söylenenlerle ve bir türlü tam olarak yerleşemediği hayatla uğraşıyor. Onu izlerken yalnızca zorlanan bir kadın görmüyoruz. Sürekli düzeltilmeye çalışılmış, sakinleştirilmiş, tanımlanmış, yönlendirilmiş ve belki de en önemlisi yeterince dinlenmemiş bir insan görüyoruz.
Bu yüzden Umut’u tek bir sorun üzerinden okumak bana haksızlık gibi geliyor. O yalnızca bağımlılıkla mücadele eden biri değil. Yalnızca ilişkisi bozulan biri değil. Yalnızca göç etmiş ve uyum sağlayamamış biri de değil. Bütün bunların birbirine değdiği, birbirini büyüttüğü bir yerde duruyor. Loop’un etkili tarafı da burada. Oyun, Umut’un hayatındaki sıkışmayı tek bir nedene bağlamıyor. Hayatta da çoğu zaman böyle değil midir zaten? Bir şey bozulmaz, birçok şey aynı anda yerinden oynar.
Ali ile olan ilişkisi de oyunun en önemli taraflarından biri. Ali’yi izlerken yalnızca Umut’un karşısında duran bir erkek görmüyoruz. O da kendi yorgunluğunu, kendi yenilmişliğini, kendi beklentilerini taşıyor. Fakat bu yorgunluk zamanla Umut’un üzerinde bir baskıya dönüşüyor. Başta sevgi gibi görünen şey, bir noktadan sonra kontrol etme, düzeltme, yoluna sokma çabasına kayıyor. Bu da ilişkinin içindeki kırılmayı daha gerçek kılıyor. Çünkü oyunda kimse bütünüyle masum ya da bütünüyle suçlu gibi durmuyor. İnsanlar birbirini severken de yorabiliyor. Yardım etmek isterken de incitebiliyor. Aynı evin içinde birbirine en yakın olan iki kişi, bir süre sonra birbirini en az anlayan iki insana dönüşebiliyor.
Loop’un göç meselesine yaklaşımı da bence önemli. Oyun, yurt dışına gitmeyi romantik bir kaçış ya da kesin bir çözüm gibi göstermiyor. Berlin burada yalnızca yeni bir şehir değil, aynı zamanda yeni bir sınav alanı. İnsan İstanbul’da taşıdığı eksikliği Berlin’de bir anda bırakamıyor. Hatta bazen gittiği yer, içeride bastırılmış olanı daha görünür hâle getiriyor. Çünkü tanıdık çevrelerden, eski alışkanlıklardan, bildik sokaklardan uzaklaşınca insan kendi sesiyle daha baş başa kalıyor. Loop, bu baş başa kalma hâlini oldukça sert bir yerden gösteriyor.
Oyunun adının Loop olması da boşuna değil. Döngü fikri oyunun her yerine yayılmış. Aynı tartışmalar, aynı kaçışlar, aynı toparlanma çabaları, aynı düşüşler… Umut bir yerden çıkmaya çalışıyor ama başka bir kapıdan yine benzer bir yere dönüyor. Bu döngü yalnızca onun davranışlarında değil, ilişkinin içinde de var. Ali ile Umut’un birbirine söyledikleri, söyleyemedikleri, tekrar tekrar aynı yaraya dönmeleri oyunun adını daha anlamlı kılıyor. Bazen insan hayatında yeni bir sayfa açtığını sanıyor ama aslında eski cümleyi başka bir yerde yeniden okumaya başlıyor.
Berfu Öngören, Umut karakterinde oyunun en zor yükünü taşıyor. Çünkü Umut, kolay oynanabilecek bir karakter değil. Bir yandan çok kırılgan, bir yandan öfkeli. Bir yandan dağınık, bir yandan son derece farkında. Berfu Öngören bu karmaşayı abartılı bir oyunculuğa çevirmeden taşıyor. Umut’un içindeki huzursuzluğu yalnızca yüksek sesle ya da büyük hareketlerle değil, bazen duruşuyla, bazen bakışıyla, bazen de cümlenin içinde bir anda değişen sesiyle hissettiriyor. Onu izlerken karakterin kontrolünü kaybettiği kadar kendini tutmaya çalıştığını da görüyorsunuz. Bence performansın en güçlü tarafı buydu.

Uğur Karabulut’un Ali yorumu ise oyuna başka bir ağırlık veriyor. Ali, yanlış bir şekilde oynansa kolayca sevimsiz ya da tek taraflı bir karaktere dönüşebilirdi. Ama Uğur Karabulut, Ali’nin yorgunluğunu da gösteriyor. Onun bazen hak verilecek kadar çaresiz, bazen de rahatsız edecek kadar baskıcı olabilen hâlini dengeli kuruyor. Ali’nin Umut’a yaklaşırken gerçekten yardım etmek mi istediği, yoksa artık kendi düzenini korumaya mı çalıştığı sorusu oyun boyunca açık kalıyor. Bu açıklık karakteri daha inandırıcı yapıyor.
Bora Çınar ise oyunun sahne atmosferinde farklı bir yerde duruyor. Onun varlığı, hikâyeyi yalnızca Umut ve Ali arasındaki ilişkiye sıkıştırmıyor. Ses, ritim ve sahne geçişleriyle oyunun havasını belirleyen bir katkısı var. Ekrandan izlerken bile bu etkinin fark edildiğini söyleyebilirim. Ama yine burada da aynı şeyi düşündüm: Canlı sahnede bu varlık muhtemelen çok daha güçlü hissedilirdi. Çünkü bazı sesler, bazı geçişler ve bazı sahne enerjileri ekranda izleyiciye daha kontrollü ulaşıyor. Salonda ise bedensel olarak da karşılık buluyor.
Genel olarak Loop, seyircisini rahat ettirmek için kurulmuş bir oyun değil. Bunu olumlu anlamda söylüyorum. Bazı oyunlar sizi hemen içine alır, olayları takip eder, duygulanır ve çıkarsınız. Loop ise daha parçalı, daha yoğun ve zaman zaman daha yorucu bir izleme deneyimi sunuyor. Özellikle ekrandan izlerken bu yoğunluk bazı anlarda dikkati zorluyor. Fakat oyunun meselesiyle bu zorluk arasında da bir bağ var. Çünkü anlatılan şey zaten kolay taşınan bir hayat değil. Umut’un içinde dönüp duranlar da düzenli, temiz ve sakin değil.
Ben oyunu genel olarak beğendim. En çok da insanın kendinden kaçma ihtimaline bu kadar dürüst bakmasını sevdim. Çünkü çoğu zaman yeni bir şehir, yeni bir ilişki, yeni bir başlangıç bize çözüm gibi görünür. Ama insanın içinde kapanmamış yerler varsa, onlar bir şekilde yeniden konuşur. Loop, bunu fazla süslemeden, karakterlerini fazla parlatmadan anlatıyor. Bu da oyunu daha sahici kılıyor.
The House Seat üzerinden izlemek benim için iyi bir fırsattı. Kaçırdığım bir oyunu sonunda görebilmiş oldum. Fakat içimden geçen asıl cümle şu oldu: Keşke sahnede izleyebilseydim. Çünkü Loop, oyuncuların anlık enerjisiyle, salonun dikkatiyle, sahnedeki sesin ve sessizliğin doğrudan seyirciye ulaşmasıyla daha da güçlenecek bir oyun gibi duruyor. Ekrandan izlediğim hâliyle bile bende düşünce bıraktıysa, canlı temsilinin etkisi büyük ihtimalle daha yoğun olurdu.
Loop bittikten sonra aklımda en çok Umut’un gittiği yer değil, yanında götürdükleri kaldı. Çünkü oyun aslında biraz da bunu söylüyor. İnsan bazen gitmeyi çözüm sanıyor. Oysa bazı şeyler pasaport kontrolünden geçerken geride kalmıyor. İçimizde bizimle birlikte geliyor. Başka bir evde, başka bir şehirde, başka bir ilişkinin içinde yine sesini duyuruyor. Loop, o sesi duymaktan kaçamayan bir kadının ve onun etrafında çözülmeye başlayan bir hayatın oyunu. Ekran kapandıktan sonra da düşünmeye devam etmemin sebebi biraz buydu.
UĞUR YELMEZ





Yorumlar