GÜLDİYAR TANRIDAĞLI
- Uğur Yelmez
- 23 Nis
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 May

Gökyüzüne Bakanlar serisine başlarken niyetim en başından beri açıktı. Üreten insanlarla yalnızca nihai eserleri üzerinden değil, o eserin ardındaki düşünceyle, kırılganlıkla ve yaratım sürecinin kendisiyle de temas kurmak istedim. Çünkü bir eser, dünyayla buluştuğu anda çoğu zaman tamamlanmış bir bütün gibi görünür. Oysa asıl hikâye, o finale giden yolda saklıdır. Bir besteyi duyar, bir metni okur ya da bir sese kulak veririz. Ama o üretimi doğuran arayışı, sabrı ve vazgeçmeyen tarafı her zaman ilk anda göremeyiz.
Gökyüzüne Bakanlar’ı bu yüzden yalnızca bir söyleşi dizisi olarak değil, bir yakınlaşma alanı olarak düşündüm. Her sanatçının dünyayla kurduğu ilişki, kendine açtığı alan ve üretimine baktığı yer başka. Bu seri de tam olarak o farklılıkların izini sürmek, ortaya çıkan işin gerisindeki sesi biraz daha yakından duymak için var. Yalnızca ne üretildiğini değil, o üretimin hangi iç sesle ve nasıl bir bakışla şekillendiğini anlamaya çalışmak için.
Bu yolculuğun ilk konuğu olarak Güldiyar Tanrıdağlı’nın yer alması da bu yüzden çok kıymetli. Çünkü onun üretiminde yalnızca bestecilik değil, aynı zamanda güçlü bir dünya kurma hâli var. Edusa ile sahneye taşınan şey yalnızca bir opera değil. Tarih, hafıza, kimlik ve duyguyla örülmüş büyük bir anlatı. Tanrıdağlı’nın müziği de tam burada etkisini hissettiriyor. Kendi atmosferini kuruyor, kendi duygusunu taşıyor ve dinleyeni yavaş yavaş o dünyanın içine çekiyor.
Serinin onunla açılması, benim için yalnızca bir başlangıç değil, aynı zamanda bu yolun tonuna dair de güçlü bir işaret. Sanatçının sesine biraz daha içeriden kulak verebilmek dileğiyle, şimdi gökyüzüne onun baktığı yerden bakıyoruz.

1. Türkiye’de operası sahnelenen ilk Türk kadın besteci olarak, Edusa’nın prömiyerine hazırlanırken en çok hangi sorumluluğu hissettiniz?
Türkiye’nin eseri sahnelenen ilk kadın opera bestecisi olmak benim için büyük bir mutluluk ve gurur. Heyecanımı ve ilhamımı besleyen bir durumdu bu. Ancak süreç içinde, bir süre sonra insan her şeyi unutup hedefe kilitleniyor. Asıl sorumluluk hissiyatım, operanın konusu ve mesajı üzerineydi. Prof. İskender Pala’nın librettosundaki “Kültür odur ki medeniyet kurabilenindir. Kültür, ölümü öldürüp ayakta durabilenindir.” dizeleri, bu mesajı en güzel şekilde özetliyor bence.
2. Dizi ve film müziği besteciliğinden opera besteciliğine geçerken, çalışma biçiminizde en köklü değişiklik ne oldu?
Opera bestelerken yola çıktığım nokta, temelde film müziğiyle aynıydı: senaryo, hikâye üzerine beste yapmak. Sonrası ise teknik olarak farklıydı. Şan partileri, orkestrasyon, sahne atmosferi, bağlantılar, dans müzikleri, hepsinin birbiriyle uyumu, oldukça zorlu bir süreç. Yani temelde köklü bir değişiklik yaptığımı söyleyemem. Aksine, benzer bir noktadan yola çıkıp sonrasında çok daha yoğun bir teknikle, bugüne dek eğitimini aldığım tüm sanat dallarını bir arada işleme fırsatım oldu.
3. Bir süre önce özgün bir hikâyeden yola çıkan bir müzikal bestelemek istediğinizi söylemiştiniz. Edusa ile opera formunda üretmek, bu arzunuzu nasıl etkiledi?
4. Müzikal çizginizi doğu ile batı arasında bir sentez olarak tanımlıyorsunuz. Edusa’da bu sentezi en bilinçli şekilde hangi sahnede kurdunuz?
Doğu batı sentezine yoğunlaştığım sahneler daha çok Bilge Solon’un sahneleriydi. Kültürle ilgili o güzel cümlelerin söylendiği sahneler diyebilirim.
5. Bir besteci olarak Edusa’nın seyircide en çok hangi duyguyla ya da hangi düşünceyle karşılık bulmasını istediniz?
Bu sorunun cevabını ilk soruda da vermiş oldum sanırım. Edusa’da sevgi, nefret, hırs, intikam... Seyircimizin tüm bu duyguların yanında, kültüre sahip çıkmamız gerektiği düşüncesini de hissetmesini isterim. “Kültürüne sahip çıkan milletlerin sonsuza dek yaşayacağı” fikrini ve duygusunu yaşamalarını isterim.
6. İskender Pala’nın librettosunda, notaya dönüştürmesi sizin için en zor ama aynı zamanda en gerekli olan bölüm hangisiydi?
Krezüs ve Kiros’un final sahnesi olabilir. Hem onların karşılaşması hem de yüzleşmeleri, Krezüs’ün kendi kararları ve sonuçlarıyla yüzleşmesini içeren bir sahne bu. Dolayısıyla duygusu yoğun, ancak orkestrasyon açısından sözleri öne çıkaracak şekilde daha sade kalmaya dikkat ettim. Onların duygusuna empati kurmak kolay değildi.

Bu ilk söyleşiyi böylesine güçlü bir isimle açabilmiş olmak benim için ayrıca çok kıymetli. Güldiyar Tanrıdağlı’na yalnızca soruları içtenlikle yanıtladığı için değil, Edusa gibi büyük bir eserin ardındaki yaratıcı düşünceyi, sorumluluk duygusunu ve müzikal yaklaşımını bu kadar açık bir biçimde paylaşmayı kabul ettiği için de gönülden teşekkür ederim. Cevaplarında yalnızca bir bestecinin çalışma biçimi değil, sanatla kurduğu derin ve sahici ilişkinin izleri de hissediliyor. Bu da Gökyüzüne Bakanlar’ın tam olarak aradığı şeye, yani eserin gerisindeki sesi biraz daha yakından duyabilme imkânına çok özel bir karşılık veriyor.
Edusa ise sahnedeki yolculuğunu sürdürmeye devam ediyor. Temsile gitmeden önce eserle ilgili daha geniş bir izlenim edinmek isteyenler için de, izledikten sonra operanın bıraktığı etkiyi yeniden düşünmek isteyenler için de Edusa: Kusursuz Bir Opera Deneyimi başlıklı izlenim yazısı şu anda Sahne Sanatları kategorisinde yayında. Operanın dünyasına biraz daha yakından bakmak, sahnede kurduğu duyguyu ve düşünsel katmanlarını başka bir yerden yeniden okumak isteyenleri oraya da bekliyorum.
UĞUR YELMEZ



Yorumlar