top of page

ŞEYTAN MARKA GİYER 2


Şeytan Marka Giyer 2’yi Mall of İstanbul’da izledim. Açıkçası salona girerken içimde hem merak hem de biraz temkin vardı. Çünkü bazı filmlerin devamı çekildiğinde ister istemez ilk filmin bıraktığı etkiyle karşılaştırıyoruz. Hele söz konusu Şeytan Marka Giyer gibi yıllar içinde kendi kitlesini oluşturmuş, replikleriyle, karakterleriyle ve tarzıyla hafızada kalmış bir filmse, beklenti de doğal olarak daha yüksek oluyor.


Genel olarak filmi beğendim. İlk filme duygusal olarak yaklaştığını hissettim ama yine de benim için o ilk filmin ulaştığı seviyeye tam olarak çıkamadı. Bunun sebebi filmin kötü olması değil. Daha çok, ilk filmin taşıdığı o ilk karşılaşma hissinin tekrar edilememesi. 2006’daki filmde Andy’nin Runway dünyasına adım atışı, izleyici için de yeni bir dünyanın kapısının açılması gibiydi. Bu kez o dünyayı zaten tanıyoruz. Miranda’nın bakışını, Emily’nin keskinliğini, Nigel’ın zarafetini, Andy’nin o dünyanın içinde kendini kaybetmeden var olma çabasını daha önce gördük. İkinci film bu yüzden şaşırtmaktan çok, yıllar sonra aynı karakterlerin nereye geldiğini izleme duygusuyla çalışıyor.


Meryl Streep’i yeniden Miranda Priestly olarak izlemek filmin en güçlü taraflarından biri. Miranda hâlâ sakin, kontrollü ve bulunduğu sahneyi tek başına taşıyabilen bir karakter. İlk filmde neredeyse dokunulmaz bir figür gibiydi. Bu filmde ise hâlâ etkileyici ama etrafındaki dünya eskisi kadar onun kurallarıyla dönmüyor. Moda sektörü değişmiş, dergicilik değişmiş, iş dünyasında güç ilişkilerine bakış değişmiş. Bu değişimin Miranda’nın etrafında hissedilmesi bence filme iyi gelmiş. Onu yalnızca sert bir patron olarak değil, zamanla mücadele eden bir figür olarak da izliyoruz.


Anne Hathaway’in Andy Sachs olarak dönüşü de filmde ayrı bir ağırlık taşıyor. Andy artık ilk filmdeki acemi genç kadın değil. Daha olgun, daha kendinden emin ve geçmişte yaptığı seçimlerin farkında biri. Ama Runway dünyasına yeniden yaklaşınca eski meselelerin tamamen kapanmadığını görüyoruz. Bence bu taraf çok insani. İnsan bazen bir yeri, bir dönemi ya da bir insanı geride bıraktığını sanıyor ama yıllar sonra karşılaşınca bazı şeylerin hâlâ içinde bir yere dokunduğunu fark ediyor.


Emily Blunt, Emily Charlton karakterine yine çok iyi oturmuş. Emily’nin sertliği, hırsı ve kendine has tavrı hâlâ yerinde ama karakter bu kez daha güçlü bir konumdan izleniyor. İlk filmde çoğu zaman Miranda’nın gölgesinde kalmış gibiydi. Bu filmde ise kendi yerini daha net bulmuş bir Emily var. Stanley Tucci’nin Nigel karakteri de yine filmin en sıcak yanlarından biri. Nigel’ın olduğu sahnelerde film biraz daha dengeleniyor. Çünkü o karakter bu dünyanın sadece güç, rekabet ve görünürlükten ibaret olmadığını hatırlatıyor.


Yeni oyuncu kadrosunda Kenneth Branagh, Justin Theroux, Lucy Liu ve Simone Ashley gibi isimlerin yer alması filme güncel bir hava katmış. Yine de benim için filmin asıl etkisi eski karakterlerin geri dönüşündeydi. Çünkü bu filmde seyirciyi salona çeken şey yalnızca hikâyenin devamı değil, aynı zamanda o karakterlerle yeniden karşılaşma isteği. Bu karşılaşma da yer yer gerçekten iyi çalışıyor.


Filmin arka planında da ilk filmle bağını koruyan bir ekip var. David Frankel’in yeniden yönetmen koltuğunda olması, Aline Brosh McKenna’nın senaryo tarafında yer alması ve Wendy Finerman’ın yapımcı olarak devam etmesi, filmin aynı evrene ait hissettirmesine yardımcı olmuş. Devam filmlerinde en büyük sorunlardan biri, eski filmin havasını taklit ederken ruhunu kaybetmesidir. Şeytan Marka Giyer 2 zaman zaman bu riske yaklaşsa da genel olarak kendi tonunu bulmayı başarıyor. İlk filmi birebir tekrar etmeye çalışmıyor, daha çok onun bıraktığı yerden bugünün dünyasına bakıyor.


Kostümler filmin en güçlü yanlarından biri. Zaten böyle bir filmde kıyafetler sadece görsel bir detay olamaz. Miranda’nın seçimlerinde hâlâ otorite ve mesafe var. Andy’nin tarzında daha olgun, daha sakin ama güçlü bir hava hissediliyor. Emily ise daha iddialı, daha keskin ve daha gösterişli bir çizgide ilerliyor. Kostüm tasarımında Molly Rogers’ın imzası hissediliyor. Kıyafetler yalnızca karakterleri güzel göstermek için değil, onların yıllar içinde nasıl değiştiğini anlatmak için de kullanılmış.


Cameolar da filmi izlerken keyif veren taraflardan biriydi. Donatella Versace, Marc Jacobs, Law Roach, Naomi Campbell, Heidi Klum, Ashley Graham, Anok Yai, Winnie Harlow, Karolína Kurková ve Lady Gaga gibi isimlerin filmde görünmesi, Şeytan Marka Giyer evrenini gerçek moda dünyasıyla daha yakın bir yere taşıyor. Bazı anlarda bu ünlü isimler hikâyeden çok atmosfer için kullanılmış gibi duruyor ama bence bu film için rahatsız edici değil. Çünkü bu dünyanın kendisi zaten biraz görünürlük, prestij, davetler, markalar ve kimlerin aynı odada bulunduğu meselesi üzerine kurulu.


Mekânlar da filmi görsel olarak çok besliyor. New York sahneleri ilk filmden gelen o tanıdık şehir hissini geri getirirken, Milano ve Como gibi yerler hikâyeye daha geniş ve daha lüks bir alan açıyor. Moda dünyasının sadece ofislerden, dergi toplantılarından ya da defilelerden ibaret olmadığını; davetlerle, şehirlerle, otellerle, mağazalarla ve belirli bir yaşam tarzıyla birlikte var olduğunu görüyoruz. Görsel olarak film gerçekten çok şık. Kostümler, mekânlar, ışıklar ve kalabalık sahneler birlikte düşünüldüğünde seyir zevki yüksek bir iş çıkmış.


Film müzikleri de bu atmosferi destekliyor. Lady Gaga, Dua Lipa, Miley Cyrus, SZA, Raye, Olivia Dean, Laufey ve Jon Batiste gibi isimlerin yer aldığı soundtrack, filme güncel ve enerjik bir hava veriyor. İlk filmin müzikleri daha çok 2000’ler ruhunu taşırken, bu film bugünün pop dünyasına daha yakın duruyor. Bu da filmin sadece eskiye yaslanmadığını, bugünün temposunu da yakalamaya çalıştığını gösteriyor.


Bende bıraktığı en güçlü his nostalji oldu. Ama sadece “eski güzel günler” nostaljisi değil bu. Biraz da zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark etme hâli. İlk filmi izlediğimiz dönemle bugünkü dönem arasında sadece yıllar yok; hayatlarımız, alışkanlıklarımız, beklentilerimiz de değişmiş. O yüzden filmi izlerken sadece karakterlerin yaş aldığını değil, kendi zamanımızın da geçtiğini hissediyoruz. Moda değişmiş, teknoloji değişmiş, iş hayatı değişmiş, insanların başarıya bakışı değişmiş. Bir zamanlar çok güçlü görünen şeylerin bugün başka bir yerden sınandığını görmek, filme beklediğimden daha duygusal bir taraf katmış.


Şeytan Marka Giyer 2 benim için kusursuz bir devam filmi olmadı ama başarılı ve keyifli bir geri dönüş oldu. İlk filmin seviyesine tamamen ulaşamıyor, çünkü ilk filmin bıraktığı etkiyi yeniden üretmek kolay değil. Ama bunun yerine başka bir şey yapıyor: Tanıdık karakterleri bugünün dünyasında yeniden izletiyor. Kostümleriyle, ünlü konuklarıyla, mekanlarıyla, müzikleriyle ve eski karakterlerin yıllar sonraki hâlleriyle seyir zevki yüksek bir film sunuyor.


Ben salondan çıktığımda aklımda en çok şu duygu kaldı: Bazı filmler bize yalnızca hikâye anlatmıyor, hangi dönemlerden geçtiğimizi de hatırlatıyor. Şeytan Marka Giyer 2 de benim için biraz böyle oldu. İlk film kadar güçlü bir duygu bırakmadı belki ama eski güzel günleri hatırlattı, zamanın hızını hissettirdi ve değişen dünyanın içinde bazı karakterlerin hâlâ neden bu kadar akılda kaldığını yeniden gösterdi.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar


  • Instagram

@gokyuzuguncesiblog

© Gökyüzü Güncesi – Tüm hakları saklıdır.

bottom of page