ÜSKÜP TÜRK TİYATROSU’NDAN HİZMETÇİLER
Güncelleme tarihi: 4 May

Jean Genet’nin Hizmetçiler metni bana her zaman biraz mesafeli gelmiştir. İçindeki iktidar ilişkisi, aşağılanma duygusu, taklit, öfke ve sınıf çatışması elbette çok güçlü bir alan açıyor. Yine de bu metin, bende hiçbir zaman içten bir yakınlık duygusu uyandırmadı. Belki bunun nedeni, bilerek kurduğu yapay atmosferdir. Belki karakterlerin seyirciyi kolayca yanına çekmeyen yapısıdır. Belki de duygusal bir akıştan çok, gerilimli bir rol düzeni içinde ilerlemesidir.
Bu yüzden Üsküp Türk Tiyatrosu’nun yorumunu izlemeye başlarken aklımda tek bir soru vardı. Bana çok da yakın gelmeyen bu metin, başka bir sahneleme anlayışıyla daha etkileyici bir hâle gelebilir miydi? Üstelik zihnimde daha önce izlediğim Moda Sahnesi yorumu da hâlâ canlıydı. Bu da ister istemez beni bir karşılaştırmanın eşiğine getiriyordu.
Bu kez salonda oturan bir seyirci olarak değil, oyunu ekrandan izleyen biri olarak yaklaşsam da daha ilk dakikalarda bu yorumun beni görsel dünyasıyla yakaladığını hissettim.
Üsküp Türk Tiyatrosu’ndan burada özellikle söz etmek gerekiyor. Çünkü bu yapımı izlerken yalnızca bir oyuna değil, aynı zamanda köklü bir tiyatro geleneğine de temas ediyorsunuz. Kökleri 1906’daki ilk tiyatro binasına, kurumsal geçmişi ise 1950’den bu yana süren Türkçe tiyatro üretimine uzanan bu yapı, Kuzey Makedonya’daki Türk kültürel hayatının en önemli temsilcilerinden biri. Bu yüzden Üsküp Türk Tiyatrosu dendiğinde akla yalnızca bir topluluk gelmiyor. Yıllardır korunan bir hafıza, sahnede yaşamaya devam eden bir dil ve kuşaktan kuşağa taşınan bir tiyatro birikimi de geliyor.
Sibel Abdiu’nun yönettiği bu yapımda da o birikimin ve disiplinin izi hissediliyor. Jean Genet’nin metni, sahnede yalnızca güçlü bir rejiyle değil, aynı zamanda özenle kurulmuş bir ekip çalışmasıyla hayat buluyor. Oyuncu kadrosunda Cenap Samet, Selpin Kerim ve Din İbrahim yer alırken, koreografi Aleksandar Koçovska Naçeva, müzik Albin Sopa, sahne tasarımı Ujze Zhuri ve kostüm tasarımı Diellza Minci imzası taşıyor.
Bu yorumu benim için öne çıkaran ilk şey, daha metnin kendisinden önce sahnenin kurduğu atmosfer oldu. Dönen sahne fikri gerçekten çok iyi çalışıyor. Dekor yalnızca arka planda duran bir unsur olarak kalmıyor, oyunun huzursuzluğunu sürekli canlı tutan hareketli bir alana dönüşüyor. Mekânın kendi içinde dönmesi, karakterlerin aynı duyguların, aynı saplantıların ve aynı sıkışmışlığın içinde dolanıp durmasını daha görünür kılıyor. Nereye giderlerse gitsinler, yine aynı karanlığın içine çekiliyorlarmış hissi doğuyor.
Kostümler de çok iyi düşünülmüş. Makyajların belirginliği ise yüzleri neredeyse birer ifade maskesine çeviriyor. Işık ve gölge kullanımı da bu yapımın en akılda kalan yanlarından biri. Bazı anlarda oyun yalnızca sözle ilerlemiyor. Kararan yüzeyler, bir anda sertleşen ya da silikleşen görüntüler, boşluk içindeki bedenler de anlatının bir parçası hâline geliyor. Ben oyunu ekrandan izlemiş olsam da bu görsel düzenin etkisini güçlü biçimde hissettim. Hatta kimi sahnelerde, salondaki fiziksel yakınlığı yaşamamış olmama rağmen, sahneleme o kadar kontrollü ve özenliydi ki oyunun etkisi uzaktan izlenince bile kolay kolay dağılmadı.
Bence Üsküp yorumunun asıl gücü de tam burada ortaya çıkıyor. Genet’nin yer yer kapalı kalan, yer yer aynı gerilimin çevresinde dolaşan metni burada yalnızca söze teslim edilmiyor. Reji, koreografi, ışık, beden kullanımı ve sahne düzeni bir araya gelerek oyunu sürekli ayakta tutuyor. Üstelik bunu yaparken metnin önüne de geçmiyorlar. Benim bu metinle aramdaki temel mesafe çoğu zaman aynı duygunun uzun süre aynı yoğunlukta sürmesinden kaynaklanıyordu. Burada ise o tekrar hissi, sahnede kurulan görsel ve bedensel dünya sayesinde daha az yorucu bir hâl alıyor.
Metnin kendi başına daha düz kalabilecek yerleri, sahnelemenin tercihleri sayesinde genişliyor. Görsel yapı, ritim ve beden dili devreye girdikçe metin daha canlı bir karşılık buluyor. Böyle olunca da normalde bende mesafe yaratan bölümler bile bu kez daha ilgiyle izlenebiliyor.
Oyunculuklara geldiğimde de benzer bir etki hissettim. Kadrodaki üç isim, metnin farklı yüzlerini ayrı ayrı görünür kılıyor. Hepsinin bu sert dünyanın içine büyük bir ciddiyetle girdiği belli. Hiçbiri rolünü gelişigüzel oynamıyor. Bakışlarda, suskunluklarda, bedenin aldığı her pozda çalışılmış bir denge hissediliyor. Bu da Hizmetçiler gibi tonunu kolayca kaybedebilecek bir metin için çok önemli. Çünkü bu oyunda en küçük bir fazlalık metni olduğundan daha yapay gösterebilir, en küçük bir gevşeme de gerilimi söndürebilir. Üsküp yorumunda böyle bir dağılma görmedim. Tam tersine, oyuncular metnin sertliğini korurken sahnede ortak bir ritim de kurmuşlardı.
Özellikle Hanımefendi rolünde Din İbrahim’den ayrıca söz etmek istiyorum. Bu yapımda benim için en çok parlayan isim oydu. Sahneye çok yakışıyordu. Bunu yalnızca kostüm ya da fiziksel görünüm anlamında söylemiyorum. Sanki dekorun, ışığın ve oyunun genel estetiğinin içine en doğal biçimde yerleşen karakter Hanımefendi’ydi. Sahneye girdiği anda yalnızca bir kişi değil, etrafındaki herkesin ona göre pozisyon aldığı bir merkez gibi görünüyordu. Bu da karakterin etkisini doğrudan büyütüyordu. Çünkü Hanımefendi yalnızca üst sınıfı temsil eden biri olarak kalırsa sahnedeki gücü sınırlı olur. Ama gerçekten arzu edilen, kıskanılan, nefret edilen ve taklit edilmek istenen bir figüre dönüştüğünde oyunun bütün gerilimi başka bir seviyeye çıkıyor.
Ben bu yorumda tam olarak bunu hissettim. Din İbrahim’in oyunculuğunda dikkat çekmeye çalışan bir zorlama yoktu. Daha çok kendinden emin, yerine tam oturmuş ve sahneye çıktığı anda odağın yönünü değiştiren bir etkisi vardı. Bu yüzden bu yapımda aklımda en çok kalan karakter Claire ya da Solange değil, doğrudan Hanımefendi oldu.
Sibel Abdiu’nun rejisini de bu yüzden ayrıca beğendim. Metni olduğundan daha büyük göstermeye çalışmıyor ama onun alanını genişletiyor. Bu ikisi arasında gerçekten önemli bir fark var. Bazı yorumlar, metne fazladan anlam yüklemeye çalışırken kendini gereğinden fazla öne çıkarır. Burada ise böyle bir zorlama hissetmedim. Yönetmen, metni sıkıştırmadan ama onu kendi hâline de bırakmadan ilerliyor. Görselliği, bedenselliği, ışığı ve ritmi oyunun içine ölçülü bir şekilde yerleştiriyor. Böylece ortaya yalnızca iyi düşünülmüş bir sahneleme değil, baştan sona izlenebilir bir bütün çıkıyor. Özellikle oyunu internetten izlediğim düşünülürse bu benim için daha da önemliydi. Çünkü ekrandan takip edilen temsillerde ilk kaybolan şey çoğu zaman enerji olur. Burada ise o enerji büyük ölçüde korunmuştu.
Moda Sahnesi yorumu ile kıyasladığımda fark benim için daha da belirginleşti. Moda Sahnesi’nde izlediğim Hizmetçiler daha çok metnin kendi karanlığına, rol oyunlarının yarattığı psikolojik sıkışmaya ve Claire ile Solange arasındaki iç gerilime yaslanıyordu. Benim aklımda da en çok Claire kalmıştı. Hatta Claire rolünün Yılmaz Sütçü’ye çok yakıştığını düşünmüştüm. Karakterin kırılganlığı, taşkınlığı ve o tuhaf çekiciliği onda daha görünür hâle geliyordu. Moda Sahnesi yorumunda oyundan çıktıktan sonra zihnimde en çok Claire’in izi kalmıştı. Sanki oyun, benim için biraz daha onun etrafında dönüyordu.
Üsküp yorumunda ise ağırlık merkezinin belirgin biçimde değiştiğini hissettim. Bu kez yalnızca hizmetçi kardeşlerin iç dünyasına değil, sahnenin tamamına yayılan baskıya, atmosferin kurduğu gerginliğe ve Hanımefendi figürünün yarattığı etkiye daha çok çekildim. Aynı metnin, iki farklı yorumda bende iki ayrı odak yaratması da aslında çok ilginçti. Moda Sahnesi’nde Claire’e daha fazla yaklaşmış, oyunun duygusunu biraz daha onun üzerinden kurmuştum. Üsküp yorumunda ise Hanımefendi çok daha baskın bir yerde duruyordu. Bu yüzden oyuna bakışım da ister istemez değişti. Bir yorumda karaktere yakınlaşma daha belirginken, diğerinde sahnenin bütünü, estetik tercihleri ve güç ilişkileri daha görünür hâle geliyordu. Bu fark bile tek başına iki sahnelemenin ne kadar ayrı yönlere açıldığını göstermeye yetiyor.
Bir başka önemli fark da akıcılıkta ortaya çıktı. Üsküp yorumunun süresi biraz daha kısa olduğu için mi, yoksa rejinin ritim duygusu daha sıkı kurulduğu için mi emin değilim, ama bu temsilde zamanın daha iyi aktığını hissettim. Moda Sahnesi yorumunda yer yer metnin tekrar hissi daha fazla öne çıkıyordu. Özellikle aynı gerilimin benzer tonlarda dolaştığı anlarda oyunun ritmi benim için biraz daha ağırlaşıyordu. Üsküp yapımında ise benzer başlıklar yine dönüp dolaşıyor olsa da sahnenin hareketi, ışığın değişimi, bedenlerin yerleşimi ve görsel kompozisyonların çeşitliliği izleme isteğini diri tutuyor. Bu yüzden bana daha akıcı geldi. Metnin içindeki sertlik ve karanlık kaybolmuyor, ama seyir deneyimi daha rahat akıyor. Oyun kendini zorla taşıyan değil, kendi ritmiyle ilerleyen bir yapıya kavuşuyor.
Sanırım bu yapımda en çok sevdiğim şey de tam olarak buydu. Çok da yakın hissetmediğim bir metin, sahnede doğru dokunuşlarla daha çekici bir hâle gelebiliyormuş. Bu da bana bir oyunu sevmekle, o oyunun yorumunu sevmek arasında ne kadar belirgin bir fark olabileceğini yeniden hatırlattı. Her zaman metnin kendisine hayranlık duymak gerekmiyor. Bazen güçlü bir sahneleme, sizin mesafeli durduğunuz bir metni bile yeniden değerlendirme isteği uyandırabiliyor. Üsküp Türk Tiyatrosu’nun
Hizmetçiler yorumu bende tam olarak böyle bir etki bıraktı. Genet’ye karşı hissettiğim temel mesafeyi tamamen ortadan kaldırmadı belki, ama o mesafenin içini daha ilgi çekici, daha canlı ve daha estetik bir seyir deneyimiyle doldurdu.
Sonuç olarak, iki yapım arasında bir seçim yapmam gerekirse genel hatlarıyla Üsküp Türk Tiyatrosu yorumunu daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. Moda Sahnesi’nde Claire karakteri bende daha güçlü bir iz bırakmıştı. Oyundan çıktıktan sonra aklımda en çok onun kırılganlığı, taşkınlığı ve karanlık çekimi kalmıştı. Üsküp yorumunda ise durum biraz değişti. Bu kez tek bir karakterden çok sahnenin bütünü beni içine çekti. Her şey daha derli toplu, daha dikkatle kurulmuş ve daha etkileyici görünüyordu. Sanki oyun yalnızca oynanmıyor, aynı zamanda gözü, duyguyu ve dikkati birlikte yöneten bir sahne düzeni içinde akıyordu.
Dekorun dönüşü, kostümlerin dili, makyajın belirginliği, ışık ve gölgeyle kurulan atmosfer, bedensel anlatım ve özellikle Hanımefendi rolünün yarattığı güçlü etki bu yapımı benim için bir adım öne taşıdı. Üsküp yorumunda yalnızca karakterlerin yaşadığı gerilimi değil, o gerilimin çevresinde kurulan sahne dünyasını da daha yoğun biçimde hissettim. Bu da izleme deneyimini benim için daha zengin hâle getirdi. Moda Sahnesi’nde daha çok karaktere yaklaşmıştım. Burada ise sahnenin tamamına, kurulan estetiğe ve oyunun genel havasına bağlandım.
Aynı metne bakıp bir yorumda daha çok bir karaktere, başka bir yorumda ise daha çok sahne dünyasına bağlanmak bence ayrıca ilginçti. Belki de Hizmetçiler gibi metinlerde asıl belirleyici olan şey tam da burada ortaya çıkıyor. Yalnızca ne anlatıldığı değil, o dünyanın sahnede nasıl kurulduğu, nasıl şekillendiği ve seyirciye nasıl hissettirildiği daha belirleyici hâle geliyor. Bu kez o dünya bana daha açık, daha canlı ve daha davetkâr geldi. Bu yüzden de Üsküp Türk Tiyatrosu’nun yorumu, bende daha güçlü ve daha bütünlüklü bir karşılık bıraktı.
UĞUR YELMEZ




Yorumlar