top of page


SİNEMA&DİZİ


PREDATOR: VAHŞİ TOPRAKLAR
Yağmurlu bir İstanbul hafta sonuydu. Dışarıda hava gri, camda damlalar, evin içindeyse o tanıdık sakinlik. Kahvemi alıp battaniyenin altına girdim ve kendime tek bir şey söyledim: “Bugün iyi bir film izleyeceğim.” Hem de öyle, arka planda dönsün diye değil. Gerçekten içine çeksin, dikkatimi dağıtmasın, beni bir süreliğine burada bırakıp başka bir yere götürsün. Tam da o ruh hâlinde karşıma çıktı Predator: Vahşi Topraklar. Başladıktan sonra da film benden “şimdi biraz sabret,
Uğur Yelmez
3 gün önce4 dakikada okunur


MASUMİYET MÜZESİ: SAYFADAN EKRANA TAŞAN TAKINTI
Masumiyet Müzesi’ni okuduğum günlerde Netflix’ten dizi haberi gelince, kitapla aramdaki bağ bir anda daha da sıkılaştı. Normalde bir romanı tek nefeste bitirmem, araya başka kitaplar girer, kafa dağıtıp geri dönerim. Bu kitapta da öyle yaptım ama her seferinde dönüp kaldığım yerden devam etmek hiç zor olmadı. Çünkü hikâye, “sonra okurum” diye kenara bıraktırmayan bir merak taşıyordu. Üstelik dizinin geleceğini bilmek, okuma işini daha da keyifli hâle getirdi. Sanki bir yandan
Uğur Yelmez
15 Şub3 dakikada okunur


GEBER AŞKIM
MUBI’yle aram uzun zamandır biraz inatlaşmalı. İzlemek istediğim filmler çoğu zaman gösterimde olmazken, uygulamanın içinde hâlâ oradaymış gibi duran afişlere denk gelmek bende tuhaf bir sinir yaratıyordu. “İzleyemezsin ama burada dursun” tavrı, bir süre sonra merak uyandırmaktan çıkıp insanı gıcık eden bir hatırlatmaya dönüşüyor. O yüzden üyeliği iptal etmiştim. Sonra “Geber Aşkım” geldi. Kırk yılda bir, gerçekten merak ettiğim bir film düştü önüme ve ben de sadece bunu izle
Uğur Yelmez
28 Oca6 dakikada okunur


A KNIGHT OF THE SEVEN KINGDOMS 1. BÖLÜM: WESTEROS’A DÖNÜNCE ZAMANI UNUTMAK
Ben bir diziyi izlerken elim hiç “kaç dakika kalmış” diye fareye gitmiyorsa, oradan anlıyorum ki o dizi beni gerçekten içine çekmiş. Bu his bana en çok Game of Thrones izlerken gelirdi. Bölümler uzun olsa bile, açılış sahnesiyle final arasındaki mesafe bir anda kapanırdı. Başlıyor, bitiyor, ben de “nasıl bitti” diye kalakalırdım. A Knight of the Seven Kingdoms ’un ilk bölümünde de aynısı oldu. Üstelik bu kez sadece sürükleyicilik değil, aynı zamanda bir geri dönüş duygusu va
Uğur Yelmez
23 Oca4 dakikada okunur


BİR DOSTLUK HİKÂYESİNE ORTA MESAFEDEN BAKIŞ VEYAHUT YAN YANA
Salondan çıktığımda aklımda kalan tek bir sahne ya da tek bir replik yoktu. Daha çok içime yerleşip orada sessizce duran bir hâl vardı, “Ben hayatımda kiminle gerçekten yan yanayım” diye soran, yavaş ama inatçı bir duygu. Bu sorunun peşine düşmemin nedeni de Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in başrollerde olduğu “Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana”yı izlerken yaşadığım o tuhaf rahatlık ve sarsıntı hâliydi. Uzun süresine rağmen film boyunca hiç yorulmadım
Uğur Yelmez
19 Oca5 dakikada okunur


SEVGİSİZLİĞİN BEDEN BULMUŞ HALİ, GUILLERMO DEL TORO’NUN FRANKENSTEIN’I
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlamasını izlerken, hikâyenin merkezinde elektrikten, kablolardan, laboratuvarlardan çok daha basit bir şey olduğunu hissediyorsun, sevgi. Daha doğrusu sevginin eksikliği. Film, ilk bakışta klasik bir “canavar yaratma” anlatısı gibi dursa da, perde ilerledikçe ortaya çıkan şey, sevgisiz büyüyen bir çocuğun yetişkinliğe taşıdığı yaralar, sevgi veremeyen bir adamın kendi elleriyle yarattığı felaket ve sevilmeyi bilmeyen bir varlığın gidere
Uğur Yelmez
15 Oca5 dakikada okunur


KARANLIKLA GÖZ GÖZE: NOSFERATU’YU İZLEDİĞİM GECE
Bazen karanlık, sadece ışığın yokluğu değildir. Bazen kendi içinde bir mekândır. Sessizliğin duvarları vardır, gölgelerin dili. Ve bazen bir film, yalnızca izlenmez, o karanlığın içine girilir. Nosferatu 'yu izlediğim gece böyleydi. Perdelerimi kapattım, ışıkları söndürdüm. Sadece ekranın soluk ışığı vardı. Ama kısa bir süre sonra o ışık da karardı. Geriye yalnızca gölgeler kaldı. Robert Eggers'ın Nosferatu su, bir yeniden çevrim değil; bir yeniden doğum. Sanki Murnau'nun
Uğur Yelmez
5 Oca3 dakikada okunur


YURT’UN DARALAN EVRENİNDE İKİ ÇOCUK
Yurt’u düşündüğümde aklıma hep aynı duygu geliyor: İçten içe sıkıştıran ama bir türlü patlamayan bir baskı. Nehir Tuna’nın filmi, daha ilk sahnelerden itibaren seyirciyi bağırarak sarsmıyor; yavaş yavaş daralan bir mekânın içine bırakıyor. Koridorlar uzadıkça uzuyor, yatakhane ranzaları bitmiyormuş gibi üst üste diziliyor, sesler kısık ama ağır. Bütün bu atmosferin ortasında ise yan yana yürüyen iki çocuk var: Ahmet ve Hakan. Yurt, tam da onların bakışıyla anlam kazanan bir f
Uğur Yelmez
1 Oca5 dakikada okunur


AVATAR: ATEŞ VE KÜL, GÖRSEL BİR ZİRVEDE DÖNÜP DOLAŞAN BİR HİKÂYE
Avatar: Ateş ve Kül’ü izlerken ilk his şu oluyor: Bu film sinema salonu için yapılmış. Evde izlemekle, karanlık salonda dev perdeye teslim olmak arasında ciddi bir fark var ve bu yapım o farkı sonuna kadar kullanıyor. Ben bunu özellikle World Cinezone’daki IMAX ölçüsünde daha net hissettim, çünkü kadrajın ölçeği ve sesin sahneyi çevreleme biçimi, Pandora’yı “izlenen” bir yer olmaktan çıkarıp “içinde durulan” bir şeye yaklaştırıyor. Pandora yine “mekân” olmaktan çıkıp nefes al
Uğur Yelmez
27 Ara 20255 dakikada okunur


OSMANLI KARANLIĞINDA BİR FRANKENSTEIN MASALI: YARATILAN
Yaratılan, benim gözümde Çağan Irmak’ın kariyerindeki en cesur ve en bütünlüklü işlerden biri. Sadece “iyi” bir dizi değil, her ayrıntısıyla düşünülmüş, defalarca izlenmeyi kaldıran, her dönüşte yeni bir ayrıntı yakalatan çok katmanlı bir anlatı. Osmanlı İstanbul’unda geçen bir Frankenstein uyarlaması fikri bile başlı başına çekici, ama Yaratılan’ın asıl gücü, bu fikri hem duygusal hem görsel hem de felsefi olarak sonuna kadar kullanabilmesinde. Tesadüf değil, farklı zamanlar
Uğur Yelmez
25 Ara 20253 dakikada okunur


DJ AHMET: KENDİ RİTMİNİ ARAYAN ÇOCUK
Filmi izledikten sonraki ilk düşüncem oldukça basitti. “Güzel ama biraz düz” dedim kendi kendime. Büyük iniş çıkışlar beklemiyordum gerçi, fragmanı izlerken de göğe çıkan bir beklenti kurmamıştım. Yine de içimde tatlı bir merak vardı. Küçük bir Balkan köyünde yaşayan, Yörük bir ailenin çocuğu olan, DJ olmayı hayal eden bir gencin hikayesi. Hem coğrafya tanıdık hem duygu dünyası. İnsan böyle bir filmden biraz daha fazla kahkaha, biraz daha fazla hüzün, biraz daha sert duygusal
Uğur Yelmez
23 Ara 20256 dakikada okunur
bottom of page