top of page

SİNEMA&DİZİ


BİR KOYUN POLİSİYESİ
Wolverine olarak Marvel evrenindeki dönüşünün ardından Hugh Jackman’ı bu kez daha sakin, daha insani bir rolde, koyunlarıyla ilgilenen bir çoban olarak izleyecek olmak filmi merak etmem için yeterliydi. Büyük mücadelelerden, pençelerden ve gösterişli sahnelerden sonra elinde bir polisiye romanla sürüsünün karşısına oturan George Hardy, Jackman’ın alıştığımız görüntüsünden epey uzakta duruyor. Bir Koyun Polisiyesi, oyuncunun diğer filmleri kadar büyük bir ses getirmemiş olabil
Uğur Yelmez
3 gün önce4 dakikada okunur


ODYSSEY’NİN PERDE ARKASI
Odyssey’yi izlerken gördüğümüz yolculuk ne kadar zorluysa filmin çekim süreci de ekibin sınırlarını zorlayan koşullarda geçmiş. Christopher Nolan’ın yıllardır aklında taşıdığı bu proje, denizin ortasında yapılan çekimlerden her üç dakikada bir değiştirilmesi gereken film makaralarına, antik bir gemiye dönüştürülen Viking teknesinden oyuncuların birbirini aynalar aracılığıyla gördüğü sahnelere kadar pek çok ilginç ayrıntı barındırıyor. Nolan’ın Troya ve çevresindeki hikayeler
Uğur Yelmez
19 Tem5 dakikada okunur


ODYSSEY’NİN MİTOLOJİK HARİTASI
Odyssey’de Odysseus’un karşısına çıkan tanrılar, büyücüler ve yaratıklar ilk bakışta yolculuğu uzatmak için sıralanmış engeller gibi görünebilir. Oysa her karşılaşma onun farklı bir özelliğini sınar. Polyphemos’un mağarasında zekasıyla kurtulurken gururuna yenilir, Kirke’nin adasında adamlarının gerçek doğasıyla karşılaşır, Sirenlerin şarkısı karşısında merakını dizginleyemez, Skylla’ya yaklaşırken başkalarının hayatı hakkında karar verir. Eve ulaşabilmesi için denizi aşması
Uğur Yelmez
19 Tem7 dakikada okunur


ODYSSEY
Odyssey, büyük bir merakla gidip izlediğim bir filmdi. Bu merakın en büyük nedeni, Christopher Nolan’ın mitolojik yaratıklarla dolu bir hikayeyi fiziksel setlere ve gerçek mekanlara ağırlık vererek nasıl anlatacağıydı. Filmin tanıtımında CGI kullanılmadığı sık sık söylense de yapımda dijital efektler tamamen dışlanmış değil. Nolan, onları görüntünün temelini kurmak için değil; gerçek gemileri, büyük setleri, animatronikleri ve kuklaları tamamlamak için kullanıyor. Ortaya çıka
Uğur Yelmez
19 Tem4 dakikada okunur


THE MESSENGER: THE STORY OF JOAN OF ARC
The Messenger: The Story of Joan of Arc, kısaca The Messenger, benim için daha izlemeden anlamı olan bir filmdi. 1999’da vizyona girmiş olması, yani benim doğduğum seneden bir film olması, izlerken ister istemez filme başka bir yerden bakmama neden oldu. Aynı yıl dünyaya gelmişiz gibi düşündüm; ben yaş aldım, film de sinema tarihinin içinde kendi yaşını aldı. Açıkçası başta önyargılıydım. Günümüzde yüksek bütçelerle, parlak görüntülerle ve teknik olarak çok güçlü imkanlarla
Uğur Yelmez
20 Haz4 dakikada okunur


AÇLIK OYUNLARI SERİSİ
Açlık Oyunları serisi hayatıma lise yıllarımda girdi. O dönem bilimkurgu ve fantastik türlerinde okumayı ve izlemeyi çok seven biriydim. Elime geçen kitapları sadece okumaz, çoğu zaman onların dünyasında birkaç gün daha yaşamaya devam ederdim. Açlık Oyunları da benim için tam olarak böyle bir seri oldu. İlk kitabı elime aldığımda Panem’in dünyasına bu kadar hızlı gireceğimi, Katniss’in hikâyesini bu kadar sahipleneceğimi tahmin etmiyordum. Ama daha ilk sayfalardan itibaren o
Uğur Yelmez
21 May7 dakikada okunur


CADI
Amazon Prime’da izlediğim Cadı, açıkçası beklentimin üzerinde bir film oldu. Başta klasik bir korku filmiyle karşılaşacağımı düşünmüştüm ama film ilerledikçe bunun daha çok atmosferiyle, karakterleriyle ve altında taşıdığı meselelerle öne çıkan bir uyarlama olduğunu hissettim. Sıçratmaya, ani seslere ya da kolay korku numaralarına yaslanan bir film değil. Daha ağır, daha kasvetli, daha edebi bir tarafı var. Bu yönüyle de bende iyi bir iz bıraktı. Film, Hüseyin Rahmi Gürpınar
Uğur Yelmez
19 May4 dakikada okunur


ŞEYTAN MARKA GİYER 2
Şeytan Marka Giyer 2’yi Mall of İstanbul’da izledim. Açıkçası salona girerken içimde hem merak hem de biraz temkin vardı. Çünkü bazı filmlerin devamı çekildiğinde ister istemez ilk filmin bıraktığı etkiyle karşılaştırıyoruz. Hele söz konusu Şeytan Marka Giyer gibi yıllar içinde kendi kitlesini oluşturmuş, replikleriyle, karakterleriyle ve tarzıyla hafızada kalmış bir filmse, beklenti de doğal olarak daha yüksek oluyor. Genel olarak filmi beğendim. İlk filme duygusal olarak y
Uğur Yelmez
8 May4 dakikada okunur


THE DRAMA
Robert Pattinson ve Zendaya, ayrı ayrı sevdiğim iki oyuncu. Robert Pattinson benim için hâlâ lise yıllarımın Alacakaranlık etkisini içinde taşıyor. O dönem bizi vampirlerle tanıştıran, Edward Cullen karakteriyle hafızama yerleşen o yüz, yıllar içinde çok farklı işlerde karşımıza çıksa da bende hâlâ o ilk büyünün izini koruyor. Zendaya ise daha önce farklı projelerde izlediğim, ama özellikle Dune evreni ve kırmızı halılardaki ikonik görüntüleriyle aklımda kalan bir isim. Bu y
Uğur Yelmez
27 Nis3 dakikada okunur


THE BEAUTY
The Beauty, daha ilk bölümden itibaren ne yapmak istediğini açıkça belli eden dizilerden biri. Seyirciyi yavaş yavaş hazırlayan, temposunu sonradan yükselten bir yapısı yok. Aksine, sert, hızlı ve doğrudan bir giriş yapıyor. Bu da dizinin dünyasına çok kısa sürede kapılmayı kolaylaştırıyor. Daha ilk andan itibaren burada yalnızca estetik bir dünyanın anlatılmayacağını, güzelliğin arzu edilen bir şey olmaktan çıkıp neredeyse tehlikeli bir takıntıya dönüştüğü bir hikâye izleyec
Uğur Yelmez
26 Mar3 dakikada okunur


PREDATOR: VAHŞİ TOPRAKLAR
Yağmurlu bir İstanbul hafta sonuydu. Dışarıda hava gri, camda damlalar, evin içindeyse o tanıdık sakinlik. Kahvemi alıp battaniyenin altına girdim ve kendime tek bir şey söyledim: “Bugün iyi bir film izleyeceğim.” Hem de öyle, arka planda dönsün diye değil. Gerçekten içine çeksin, dikkatimi dağıtmasın, beni bir süreliğine burada bırakıp başka bir yere götürsün. Tam da o ruh hâlinde karşıma çıktı Predator: Vahşi Topraklar. Başladıktan sonra da film benden “şimdi biraz sabret,
Uğur Yelmez
22 Şub4 dakikada okunur


MASUMİYET MÜZESİ: SAYFADAN EKRANA TAŞAN TAKINTI
Masumiyet Müzesi’ni okuduğum günlerde Netflix’ten dizi haberi gelince, kitapla aramdaki bağ bir anda daha da sıkılaştı. Normalde bir romanı tek nefeste bitirmem, araya başka kitaplar girer, kafa dağıtıp geri dönerim. Bu kitapta da öyle yaptım ama her seferinde dönüp kaldığım yerden devam etmek hiç zor olmadı. Çünkü hikâye, “sonra okurum” diye kenara bıraktırmayan bir merak taşıyordu. Üstelik dizinin geleceğini bilmek, okuma işini daha da keyifli hâle getirdi. Sanki bir yandan
Uğur Yelmez
15 Şub3 dakikada okunur


GEBER AŞKIM
MUBI’yle aram uzun zamandır biraz inatlaşmalı. İzlemek istediğim filmler çoğu zaman gösterimde olmazken, uygulamanın içinde hâlâ oradaymış gibi duran afişlere denk gelmek bende tuhaf bir sinir yaratıyordu. “İzleyemezsin ama burada dursun” tavrı, bir süre sonra merak uyandırmaktan çıkıp insanı gıcık eden bir hatırlatmaya dönüşüyor. O yüzden üyeliği iptal etmiştim. Sonra “Geber Aşkım” geldi. Kırk yılda bir, gerçekten merak ettiğim bir film düştü önüme ve ben de sadece bunu izle
Uğur Yelmez
28 Oca6 dakikada okunur


A KNIGHT OF THE SEVEN KINGDOMS 1. BÖLÜM: WESTEROS’A DÖNÜNCE ZAMANI UNUTMAK
Ben bir diziyi izlerken elim hiç “kaç dakika kalmış” diye fareye gitmiyorsa, oradan anlıyorum ki o dizi beni gerçekten içine çekmiş. Bu his bana en çok Game of Thrones izlerken gelirdi. Bölümler uzun olsa bile, açılış sahnesiyle final arasındaki mesafe bir anda kapanırdı. Başlıyor, bitiyor, ben de “nasıl bitti” diye kalakalırdım. A Knight of the Seven Kingdoms ’un ilk bölümünde de aynısı oldu. Üstelik bu kez sadece sürükleyicilik değil, aynı zamanda bir geri dönüş duygusu va
Uğur Yelmez
23 Oca4 dakikada okunur


BİR DOSTLUK HİKÂYESİNE ORTA MESAFEDEN BAKIŞ VEYAHUT YAN YANA
Salondan çıktığımda aklımda kalan tek bir sahne ya da tek bir replik yoktu. Daha çok içime yerleşip orada sessizce duran bir hâl vardı, “Ben hayatımda kiminle gerçekten yan yanayım” diye soran, yavaş ama inatçı bir duygu. Bu sorunun peşine düşmemin nedeni de Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in başrollerde olduğu “Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana”yı izlerken yaşadığım o tuhaf rahatlık ve sarsıntı hâliydi. Uzun süresine rağmen film boyunca hiç yorulmadım
Uğur Yelmez
19 Oca5 dakikada okunur


SEVGİSİZLİĞİN BEDEN BULMUŞ HALİ, GUILLERMO DEL TORO’NUN FRANKENSTEIN’I
Guillermo del Toro’nun Frankenstein uyarlamasını izlerken, hikâyenin merkezinde elektrikten, kablolardan, laboratuvarlardan çok daha basit bir şey olduğunu hissediyorsun, sevgi. Daha doğrusu sevginin eksikliği. Film, ilk bakışta klasik bir “canavar yaratma” anlatısı gibi dursa da, perde ilerledikçe ortaya çıkan şey, sevgisiz büyüyen bir çocuğun yetişkinliğe taşıdığı yaralar, sevgi veremeyen bir adamın kendi elleriyle yarattığı felaket ve sevilmeyi bilmeyen bir varlığın gidere
Uğur Yelmez
15 Oca5 dakikada okunur


KARANLIKLA GÖZ GÖZE: NOSFERATU’YU İZLEDİĞİM GECE
Bazen karanlık, sadece ışığın yokluğu değildir. Bazen kendi içinde bir mekândır. Sessizliğin duvarları vardır, gölgelerin dili. Ve bazen bir film, yalnızca izlenmez, o karanlığın içine girilir. Nosferatu 'yu izlediğim gece böyleydi. Perdelerimi kapattım, ışıkları söndürdüm. Sadece ekranın soluk ışığı vardı. Ama kısa bir süre sonra o ışık da karardı. Geriye yalnızca gölgeler kaldı. Robert Eggers'ın Nosferatu su, bir yeniden çevrim değil; bir yeniden doğum. Sanki Murnau'nun
Uğur Yelmez
5 Oca3 dakikada okunur


YURT’UN DARALAN EVRENİNDE İKİ ÇOCUK
Yurt’u düşündüğümde aklıma hep aynı duygu geliyor: İçten içe sıkıştıran ama bir türlü patlamayan bir baskı. Nehir Tuna’nın filmi, daha ilk sahnelerden itibaren seyirciyi bağırarak sarsmıyor; yavaş yavaş daralan bir mekânın içine bırakıyor. Koridorlar uzadıkça uzuyor, yatakhane ranzaları bitmiyormuş gibi üst üste diziliyor, sesler kısık ama ağır. Bütün bu atmosferin ortasında ise yan yana yürüyen iki çocuk var: Ahmet ve Hakan. Yurt, tam da onların bakışıyla anlam kazanan bir f
Uğur Yelmez
1 Oca5 dakikada okunur


AVATAR: ATEŞ VE KÜL, GÖRSEL BİR ZİRVEDE DÖNÜP DOLAŞAN BİR HİKÂYE
Avatar: Ateş ve Kül’ü izlerken ilk his şu oluyor: Bu film sinema salonu için yapılmış. Evde izlemekle, karanlık salonda dev perdeye teslim olmak arasında ciddi bir fark var ve bu yapım o farkı sonuna kadar kullanıyor. Ben bunu özellikle World Cinezone’daki IMAX ölçüsünde daha net hissettim, çünkü kadrajın ölçeği ve sesin sahneyi çevreleme biçimi, Pandora’yı “izlenen” bir yer olmaktan çıkarıp “içinde durulan” bir şeye yaklaştırıyor. Pandora yine “mekân” olmaktan çıkıp nefes al
Uğur Yelmez
27 Ara 20255 dakikada okunur


OSMANLI KARANLIĞINDA BİR FRANKENSTEIN MASALI: YARATILAN
Yaratılan, benim gözümde Çağan Irmak’ın kariyerindeki en cesur ve en bütünlüklü işlerden biri. Sadece “iyi” bir dizi değil, her ayrıntısıyla düşünülmüş, defalarca izlenmeyi kaldıran, her dönüşte yeni bir ayrıntı yakalatan çok katmanlı bir anlatı. Osmanlı İstanbul’unda geçen bir Frankenstein uyarlaması fikri bile başlı başına çekici, ama Yaratılan’ın asıl gücü, bu fikri hem duygusal hem görsel hem de felsefi olarak sonuna kadar kullanabilmesinde. Tesadüf değil, farklı zamanlar
Uğur Yelmez
25 Ara 20253 dakikada okunur
bottom of page