top of page

BİR KOYUN POLİSİYESİ


Wolverine olarak Marvel evrenindeki dönüşünün ardından Hugh Jackman’ı bu kez daha sakin, daha insani bir rolde, koyunlarıyla ilgilenen bir çoban olarak izleyecek olmak filmi merak etmem için yeterliydi. Büyük mücadelelerden, pençelerden ve gösterişli sahnelerden sonra elinde bir polisiye romanla sürüsünün karşısına oturan George Hardy, Jackman’ın alıştığımız görüntüsünden epey uzakta duruyor. Bir Koyun Polisiyesi, oyuncunun diğer filmleri kadar büyük bir ses getirmemiş olabilir ama evde sakin bir akşam geçirmek ve günlük hayattan bir süre uzaklaşmak için sıkılmadan izlenebilecek, kendi tuhaflığını sevdirmeyi başaran bir yapım.


Filmin merkezinde koyunlarını yalnızca yetiştirdiği hayvanlar olarak görmeyen George var. Her akşam onlara polisiye romanlar okuyor; bunu yaparken de sürünün anlattıklarını gerçekten anlayabileceğini düşünmüyor. Oysa koyunlar, cinayetlerden şüphelilere, ipuçlarından soruşturma yöntemlerine kadar duydukları her şeyi dikkatle biriktiriyor. George’un ölümüyle karşılaştıklarında da ellerindeki tek bilgi kaynağı olan bu romanlardan hareketle cinayeti çözmeye karar veriyorlar.


Konuşan koyunların bir cinayetin peşine düşmesi ilk anda çocuklara yönelik basit bir hayvan filmi fikri gibi gelebilir. Fakat film bu tuhaf konuyu ciddiye alırken neşesini de kaybetmiyor. Koyunlar insan gibi düşünüyor ve konuşuyor olsa da tamamen insanlaştırılmıyor. Olayları hala bir sürünün alışkanlıklarıyla değerlendiriyor, çevrelerini kokular, sesler ve kendilerine özgü korkular üzerinden anlamaya çalışıyorlar. Polisiye kitaplarda öğrendikleri kuralları gerçek hayata uygularken insan davranışlarını yanlış yorumlamaları da mizahın en doğal kaynaklarından birine dönüşüyor.

Hikaye, Leonie Swann’ın 2005 yılında yayımlanan Three Bags Full adlı romanından uyarlanmış. Yönetmen koltuğunda Çılgın Hırsız ve Minyonlar gibi animasyon filmleriyle tanınan Kyle Balda, senaryoda ise Chernobyl ve The Last of Us gibi çok daha karanlık işlerden bildiğimiz Craig Mazin bulunuyor. Bir tarafta hareketli animasyonların yönetmeni, diğer tarafta ağır hikayeleriyle tanınan bir senarist var. Filmin hem eğlenceli hem de yer yer hüzünlü bir tona sahip olmasında bu beklenmedik birlikteliğin etkisi hissediliyor.


Oyuncu kadrosu da filmin merak uyandıran taraflarından biri. Hugh Jackman’a Nicholas Braun, Molly Gordon, Hong Chau ve Emma Thompson gibi isimler eşlik ederken Nicholas Galitzine da kasabaya gelen gazeteci Elliot Matthews rolünde karşımıza çıkıyor. Galitzine’ı son yıllarda farklı türlerdeki yapımlarda izlemeyi seven biri olarak onu Hugh Jackman’la aynı filmde görmek ayrıca hoşuma gitti. İkisi de tek başına bir filmi izleme sebebi olabilecek oyuncular.


Bu nedenle filmin büyük bölümünde onlardan çok koyunları izliyor olmak bana başta biraz tuhaf geldi. Hugh Jackman ve Nicholas Galitzine gibi iki güçlü oyuncuyu aynı kadroda görünce ister istemez daha fazla ortak sahne, daha uzun oyunculuk anları ve hikayenin insan tarafına daha geniş bir alan bekliyor insan. Fakat Bir Koyun Polisiyesi, yıldız oyuncularını öne çıkarmak yerine soruşturmayı koyunların gözünden anlatmayı seçiyor. Filmin kendi ekseninde düşündüğümde bu tercih doğru; çünkü asıl mesele insanların cinayeti nasıl çözeceği değil, koyunların insan dünyasını ne kadar yanlış ve bir o kadar yaratıcı biçimde okuyacağı.


Yine de yalnızca Hugh Jackman ile Nicholas Galitzine’ı aynı filmde izlemek isteseydim açacağım film muhtemelen bu olmazdı. Burada ikisinin varlığı hikayeyi taşıyan ana unsurdan çok, koyunların yaşadığı dünyanın inandırıcılığını güçlendiren bir çerçeve gibi kalıyor. İlk anda oyuncuların biraz arka planda bırakıldığını düşünsem de film ilerledikçe bunun bir eksiklikten çok bilinçli bir yön seçimi olduğu anlaşılıyor. Koyunlara daha az yer verilseydi bu kez de filmi diğer gizem komedilerinden ayıran esas eğlence kaybolabilirdi.


Filmi benim için keyifli hale getiren en önemli şeylerden biri, koyunların yalnızca konuşması değil, her birinin gerçekten ayrı bir karakter olarak tasarlanmasıydı. Farklı yünleri, boynuzları, yüz ifadeleri ve hareketleri sayesinde sürünün üyelerini kısa süre içinde birbirinden ayırmak mümkün oluyor. Kimi kendisini doğal bir lider olarak görüyor, kimi sürekli yemek düşünüyor, kimi tehlike karşısında hemen paniğe kapılıyor. Koyunların kendi aralarındaki küçük çekişmeler ve birbirlerini tam anlamadan aynı soruşturmanın içinde hareket etmeye çalışmaları, filmin en eğlenceli anlarını oluşturuyor.


Seslendirme kadrosunda Julia Louis-Dreyfus, Bryan Cranston, Chris O’Dowd, Regina Hall, Patrick Stewart, Bella Ramsey ve Brett Goldstein gibi isimlerin bulunması da bu ayrımı güçlendiriyor. Her koyunun yalnızca görünüşü değil, konuşma biçimi ve olaylara verdiği tepki de farklı. Ünlü sesleri fark etmek başta eğlenceli olsa da bir süre sonra oyuncuları değil, Lily, Mopple, Sebastian ve sürünün diğer üyelerini takip etmeye başlıyoruz. Filmin yıldızlarla dolu kadrosuna rağmen asıl bağın koyunlarla kurulması da sanırım yapımın en tuhaf ama en başarılı tarafı.


Koyunların görsel olarak hazırlanma süreci de filmin arkasındaki emeği gösteriyor. Görsel efekt ekibi film için bine yakın plan üzerinde çalışmış ve farklı yaşlarla ırklardan yaklaşık elli koyunu tarayarak karakterlere referans oluşturmuş. Gerçek koyunların anatomisini ve hareketlerini korurken yüz ifadelerini seyircinin daha kolay okuyabilmesi için gözlerin konumunda küçük değişiklikler yapılmış. Bu yüzden karakterler hem gerçek bir koyuna benziyor hem de konuşurken duygularını rahatça aktarabiliyor. Özellikle her koyunun farklı bir siluete sahip olması, kalabalık sürü sahnelerinde bile karakterlerin birbirine karışmasını engelliyor.


Hugh Jackman ise George’u büyük ve gösterişli bir performansla değil, oldukça sade bir sıcaklıkla canlandırıyor. Koyunlarına kitap okuması, onlarla konuşması ve her birine ayrı bir değer vermesi karakteri kısa sürede sevmeye yetiyor. Hikayede kapladığı süre sınırlı olsa da George’un sürüyle kurduğu bağ filmin tamamında hissediliyor. Koyunların çözmeye çalıştığı şey yalnızca bir cinayet değil; güvendikleri dünyayı neden bir anda kaybettiklerini ve George’un onlar için ne ifade ettiğini de anlamaya çalışıyorlar.


Bu yüzden film, eğlenceli yapısının altında kayıp, bağlılık ve hatırlanmak üzerine küçük duygular da taşıyor. Fakat bunu uzun konuşmalarla ya da seyirciyi zorlayan dramatik sahnelerle yapmıyor. Bir koyunun yanlış anladığı bir cümlede, sürünün George’dan kalan bir alışkanlığı sürdürmesinde ya da kendi korkularına rağmen birlikte hareket etmeye çalışmasında ortaya çıkıyor. Duygusal tarafını fazla büyütmemesi, filmin hafif havasını korumasını sağlıyor.


Bir Koyun Polisiyesi çok büyük iddiaları olan ya da bittikten sonra günlerce üzerine konuşulacak bir film olmayabilir. Polisiye kısmı türün sıkı takipçilerini şaşırtacak kadar karmaşık değil; insan karakterlerin bir bölümünü daha yakından tanımak da isterdim. Özellikle Hugh Jackman ve Nicholas Galitzine’ın aynı filmde oluşu, ikisini daha uzun süre bir arada izleme isteği uyandırıyor. Buna rağmen film, ne olmak istediğini biliyor ve merkezine koyduğu koyunları yarı yolda bırakmıyor.


Sıra dışı konusu, sevimli karakterleri ve mizahını fazla zorlamadan kurabilmesi sayesinde başından sonuna kadar keyifli kalıyor. Bazen bir filmin yapması gereken tek şey seyirciyi yormadan iyi vakit geçirmesini sağlamaktır. Konuşan koyunların bir cinayeti çözmeye çalıştığı Bir Koyun Polisiyesi de bunu, yıldız oyuncularından çok yünlü dedektiflerine güvenerek başarıyor.


UĞUR YELMEZ


Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Instagram

@gokyuzuguncesiblog

© Gökyüzü Güncesi – Tüm hakları saklıdır.

bottom of page