top of page

ODYSSEY’NİN MİTOLOJİK HARİTASI


Odyssey’de Odysseus’un karşısına çıkan tanrılar, büyücüler ve yaratıklar ilk bakışta yolculuğu uzatmak için sıralanmış engeller gibi görünebilir. Oysa her karşılaşma onun farklı bir özelliğini sınar. Polyphemos’un mağarasında zekasıyla kurtulurken gururuna yenilir, Kirke’nin adasında adamlarının gerçek doğasıyla karşılaşır, Sirenlerin şarkısı karşısında merakını dizginleyemez, Skylla’ya yaklaşırken başkalarının hayatı hakkında karar verir. Eve ulaşabilmesi için denizi aşması kadar kendi seçimlerinin sonuçlarıyla da yüzleşmesi gerekir.


Bu yolculuğun arkasındaki en büyük çatışma Athena ile Poseidon arasında yaşanır. Athena bilgelikle birlikte stratejik savaşın, el sanatlarının ve becerinin tanrıçasıdır. Odysseus’u diğer savaşçılardan ayıran da kaba kuvvetten çok aklına güvenmesidir. Kılık değiştirmesi, karşısındakine göre yeni hikayeler uydurması ve en zor anlarda bir çıkış yolu bulması Athena’nın koruduğu zeka biçimiyle örtüşür. Poseidon ise denizlerin, depremlerin ve atların tanrısıdır. Odysseus’un eve dönüşünü engellemesinin nedeni yalnızca tanrısal bir öfke değil, oğlu Polyphemos’un kör edilmesidir. Athena Odysseus’u İthaka’ya yönlendirirken Poseidon denizi onun karşısına çıkarır.


Polyphemos sıradan bir Tepegöz değildir; Poseidon ile deniz perisi Thoosa’nın oğludur. Odysseus ve adamları onun mağarasına girip yiyeceklerinden tükettiğinde bir ev sahibinin kendilerini ağırlamasını bekler. Antik Yunan dünyasında “xenia” adı verilen konukluk hukuku, ev sahibi ile misafir arasında kutsal kabul edilen bir ilişki kurar. Ev sahibinin yabancıya yiyecek ve barınak sunması, konuğun da kendisine gösterilen cömertliği kötüye kullanmaması gerekir. Polyphemos misafirlerini ağırlamak yerine onları yiyerek bu düzeni korkunç biçimde bozar. Ancak mağaraya izinsiz giren ve oradaki yiyeceklere el koyan tarafın Odysseus’un adamları olması, olayın yalnızca bir canavar saldırısı olarak okunmasını zorlaştırır.



Odysseus, Tepegöz’den kurtulmak için kendisini “Outis”, yani “Hiç Kimse” olarak tanıtır. Polyphemos kör edildikten sonra diğer Tepegözlerden yardım istediğinde “Beni Hiç Kimse öldürüyor” diye bağırır. Onlar da ortada yardım etmeleri gereken bir saldırgan bulunmadığını düşünerek uzaklaşır. Odysseus’un zekası kendisini ve hayatta kalan adamlarını mağaradan çıkarır fakat tehlikeden uzaklaştığı anda gururuna yenilir. Gemiden Polyphemos’a gerçek adını haykırır. Tepegöz böylece kendisini kör eden kişinin kim olduğunu öğrenir ve babası Poseidon’dan onun eve ulaşmasını engellemesini ister. Odysseus’un en büyük yeteneği onu kurtarırken kendisini kanıtlama isteği yıllar sürecek felaketi başlatır.


Tepegöz’den kurtulan mürettebatın karşılaştığı Laestrygonlar da insan yiyen devlerdir ancak tek bir mağarada yaşayan Polyphemos’tan çok daha büyük bir tehdit oluştururlar. Odysseus bölgeye on iki gemiyle gelir. Kendi gemisini limanın dışında bırakırken diğerleri dar geçidin içine girer. Yüksek kayalıklarda beliren Laestrygonlar gemilerin üzerine dev taşlar atar, kaçmaya çalışan denizcileri yakalayarak öldürür. Limanın dışında bekleyen gemi dışında bütün filo burada yok olur. Odysseus’un tedbiri onu bir kez daha hayatta bırakırken verdiği kararların bedelini adamları öder. Yolculuk bu olaydan sonra büyük bir filoyla değil, tek bir gemiyle devam eder.


Mürettebatın sonraki durağında karşılaştığı Kirke, yalnızca insanları hayvana dönüştüren bir büyücü değildir. Güneş Tanrısı Helios ile su perisi Perse’nin kızıdır. Altın Post hikayesinde yer alan Kolkhis Kralı Aietes ile Minotauros’un annesi Pasiphae de kardeşleri arasında sayılır. Bu aile bağları Kirke’yi Odysseus’un yolculuğuyla sınırlı kalmayan, farklı mitolojik anlatılara uzanan güçlü bir figür haline getirir.



Kirke, Odysseus’un adamlarına hazırladığı yiyecek ve içeceğin ardından büyülü değneğini kullanarak onları domuza dönüştürür. Hermes, Odysseus’a “moly” adı verilen koruyucu bir bitki verir ve Kirke’nin büyüsüne karşı nasıl davranması gerektiğini anlatır. Büyü Odysseus üzerinde etkili olmayınca Kirke adamlarını yeniden insana çevirir. Düşman olarak başlayan ilişkileri zamanla değişir ve Odysseus mürettebatıyla birlikte onun adasında yaklaşık bir yıl kalır. Eve dönmeleri gerektiğini hatırlatan kişi Odysseus değil, kendi adamları olur.


Kirke daha sonra yolculuğun en önemli yardımcılarından birine dönüşür. Odysseus’a ölülerden nasıl bilgi alacağını, Sirenlerin yanından nasıl geçeceğini ve Skylla ile Kharybdis arasında hangi yolu seçmesi gerektiğini anlatır. Adamları domuza çevirmesi de yalnızca yapılan bir büyü olarak okunmaz. Kirke onların görünüşünü değiştirirken açgözlülüklerini, kontrolsüz iştahlarını ve önlerine konulan her şeyi düşünmeden tüketmelerini görünür hale getirir. Filmde dönüşümün erkeklerin “gerçek doğasını” ortaya çıkardığı düşüncesinin öne çıkması buradan beslenir.


Kirke ile sık sık karıştırılan Kalipso ise başka bir adada yaşayan farklı bir mitolojik figürdür. Homeros onu Atlas’ın kızı olan bir su perisi olarak tanıtır. Odysseus, gemisi ve bütün adamları yok olduktan sonra Kalipso’nun yaşadığı Ogygia Adası’na ulaşır. Kalipso ona aşık olur ve yedi yıl boyunca gitmesine izin vermez. Odysseus’a yanında kalması karşılığında ölümsüzlük ve sonsuz gençlik teklif eder. Buna rağmen Odysseus, yaşlanacak ve ölecek olan Penelope’ye dönmeyi seçer. Athena’nın isteği üzerine Zeus kararını verir ve Hermes, Kalipso’ya Odysseus’u serbest bırakması gerektiğini bildirir.


Film, Homeros’ta başka bir bölümde bulunan lotus çiçeğini Kalipso’nun hikayesine taşır. Destanda Lotus Yiyenlerle karşılaşan denizciler bu bitkiden tattıklarında evlerini ve geri dönme isteklerini unutur. Odysseus onları zorla gemiye götürmek zorunda kalır. Nolan’ın yorumunda lotus, Kalipso’nun adasında Odysseus’un savaşta yaşadıklarını unutmasını sağlayan bir araca dönüşür. Böylece Kalipso’nun sunduğu şey yalnızca ölümsüzlük veya beraberlik değildir. Odysseus isterse yaşadığı acıları, kaybettiği adamları ve eve dönme sorumluluğunu geride bırakabilecektir. Penelope’ye dönmek, aynı zamanda unutmanın rahatlığından vazgeçmek anlamına gelir.



Sirenler de zaman içinde ilk anlatıldıkları biçimden uzaklaşan varlıklardandır. Bugün çoğunlukla güzel yüzlü ve balık kuyruklu deniz kızları olarak düşünülürler. Antik Yunan sanatında ise kadın başlı, kuş gövdeli ve pençeli varlıklar şeklinde tasvir edilirler. Denizcileri etkileyen şey dış görünüşlerinden çok sesleri ve söyledikleridir. Sirenler, Troya’da yaşananları ve dünyada olup biten her şeyi bildiklerini öne sürer. Şarkıları bu yüzden yalnızca güzelliğe veya aşka değil, insanın bilmediğini öğrenme isteğine seslenir.


Kirke’nin uyarısıyla Odysseus mürettebatının kulaklarını balmumuyla kapatır. Kendisi ise Sirenlerin ne söyleyeceğini duymak istediği için geminin direğine bağlanır. Adamlarına ne kadar yalvarırsa yalvarsın onu çözmemelerini emreder. Gemi kıyıya yaklaştığında şarkıya karşı koyamaz ve serbest bırakılması için çırpınır. Mürettebat onu dinlemeden kürek çekmeye devam eder. Odysseus burada da merakından vazgeçmez; kendisini tehlikeye atsa bile kimsenin duyamadığı bilgiyi duymak ister. Onu kurtaran, kendi iradesinden çok önceden aldığı tedbirdir.


Sirenlerin ardından gelen Skylla ve Kharybdis ise birbirinden ayrı düşünülemeyen iki tehlikedir. Skylla kayalıkların arasında yaşayan, altı uzun boynu ve altı başı bulunan bir deniz yaratığıdır. Yakınından geçen her gemiden altı kişiyi alır. Geçidin karşı tarafındaki Kharybdis ise denizi yutup geri kusan büyük bir girdaptır. Ona yaklaşan bir geminin bütünüyle yok olma ihtimali vardır. Bir tarafta altı kişinin kesin ölümü, diğer tarafta bütün mürettebatın kaybedilmesi bulunur.


Kirke, Odysseus’a Skylla’nın bulunduğu taraftan geçmesini söyler. Odysseus hangi tehlikeyle karşılaşacaklarını adamlarına açıklamaz; gerçeği bilseler korkudan kürek çekmeyi bırakacaklarını düşünür. Gemi kayalıklara yaklaştığında Skylla altı denizciyi alır. Odysseus daha çok insanı kurtarmak adına az sayıda kişiyi gözden çıkarmış olur. Bugün iki kötü seçenek arasında kalmayı anlatan “Skylla ile Kharybdis arasında olmak” sözü de bu yolculuktan gelir. Buradaki asıl sorun yaratıkları yenmek değil, hiçbir doğru seçeneğin bulunmadığı bir durumda kimin feda edileceğine karar vermektir.


Mürettebatın karşısına çıkan son büyük yasak, güneş tanrısının kutsal sığırlarıdır. Filmde bu hayvanlar Apollo ile ilişkilendirilse de Homeros’un destanında Thrinakia Adası’ndaki sürüler Helios’a aittir. Kirke ve ölü kahin Tiresias, hayvanlara kesinlikle dokunulmaması gerektiğini önceden söyler. Fırtına yüzünden adada mahsur kalan mürettebatın yiyecekleri tükenince açlık verilen sözden daha güçlü hale gelir. Odysseus uzaktayken Eurylochos diğer adamları sığırları kesmeye ikna eder.



Helios hayvanlarının öldürüldüğünü öğrenince Zeus’tan mürettebatı cezalandırmasını ister. Zeus gemiyi yıldırımla parçalar ve Odysseus dışında herkes ölür. Yolculuğa ordusu ve on iki gemisiyle başlayan kral artık tamamen yalnızdır. Adamlarının ölümü tanrıların öfkesinden kaynaklansa da bütün sürecin sorumluluğunu yalnızca onlara yüklemek mümkün değildir. Açlık, itaatsizlik, Odysseus’un kararları ve mürettebatın kendi arasındaki güvensizlik aynı sonuca doğru ilerler.


Odysseus bu kayıplardan önce ölüler ülkesinin sınırına giderek kahin Tiresias’ın ruhundan eve dönüş yolunu öğrenmeye çalışır. Burada yalnızca geleceği hakkında bilgi almaz; geride bıraktığı ve öldüğünü bilmediği insanlarla da karşılaşır. Annesi Antikleia’nın kendisini beklerken öldüğünü öğrenir. Agamemnon, savaştan evine döndükten sonra eşi Clytemnestra ve onun sevgilisi Aigisthos tarafından öldürülmesini anlatır. Akhilleus ise ölülerin kralı olmaktansa yaşayanların arasında sıradan bir işçi olmayı tercih edeceğini söyler. Bu söz, uğruna savaşılan şöhretin ölümden sonra ne kadar anlamsız kalabileceğini gösterir.


Film, Hades bölümündeki bu karşılaşmaları değiştirerek Sinon’u öne çıkarır. Odysseus, Troya planında kullandığı ve ölümüne neden olduğu askerle yeniden karşılaşır. Sinon burada gelecekten haber veren bir kahinden çok, geride bırakılan askerlerin sesi haline gelir. Odysseus’un ölüler ülkesine gitmesi eve dönüş yolunu öğrenmenin ötesine geçer; bir kral olarak kendi adamlarına ne borçlu olduğunu düşünmek zorunda kalır.


Destandaki eve dönüşler yalnızca Odysseus’unkinden ibaret değildir. Menelaos uzun yolculuğunun ardından Helen ile birlikte Sparta’ya dönerken Agamemnon’un dönüşü kendi evinde öldürülmesiyle sonuçlanır. Clytemnestra’nın Agamemnon’u öldürmesi ve oğulları Orestes’in daha sonra babasının intikamını alması, Telemakhos’a sürekli hatırlatılan bir örnektir. Ondan da babasının evini koruması ve gerektiğinde harekete geçmesi beklenir. Filmde Helen ile Clytemnestra’nın Lupita Nyong’o tarafından canlandırılması, aynı savaşın ardından iki kardeşin yaşadığı farklı dönüşleri birbirine yaklaştırır.


İthaka’da bekleyen Penelope de yalnızca sadık eş olarak tanımlanabilecek bir karakter değildir. Odysseus nasıl karşılaştığı insanlara farklı hikayeler anlatarak zaman kazanıyorsa Penelope de taliplerini kendi yöntemiyle oyalar. Kayınpederi Laertes için bir kefen dokuduğunu, işi bitirdiğinde yeni bir eş seçeceğini söyler. Gündüz dokuduğu kumaşı geceleri sökerek kararını üç yıl boyunca erteler. Planı bir hizmetkar tarafından açıklandığında başka bir yol bulmak zorunda kalır. Odysseus denizde zekasıyla hayatta kalırken Penelope aynı beceriyi sarayın içinde kullanır.


Penelope’nin çevresini kuşatan 108 talip, misafir olarak girdikleri sarayda Odysseus’un hayvanlarını keser, şarabını tüketir ve servetini harcar. Polyphemos’un mağarasında bozulan konukluk hukuku bu kez Odysseus’un kendi evinde çiğnenir. Taliplerin en saldırganı olan Antinous, Penelope ile evlenmek istemekle yetinmez; Telemakhos’un öldürülmesini de planlar. Odysseus’un dönüşü bu nedenle yalnızca ailesine kavuşması değil, evinin kontrolünü yeniden ele alması anlamına gelir.



İthaka’ya ulaştığında Athena’nın yardımıyla yaşlı bir dilenci kılığına giren Odysseus’u ilk tanıyan kişi, yirmi yıldır onu bekleyen köpeği Argos olur. Eskiden güçlü bir av köpeği olan Argos artık yaşlanmış ve bakımsız kalmıştır. Efendisini gördüğünde başını kaldırır, kulaklarını indirir ve kısa süre sonra ölür. Odysseus kimliğini saklamak zorunda olduğu için ona yaklaşamaz. Argos’un Odysseus’u hiçbir kanıta ihtiyaç duymadan tanıması, saraydaki uzun sınamalardan çok daha sade bir karşılaşmadır.


Penelope sonunda taliplerden Odysseus’un yayını germelerini ve oku art arda dizilmiş on iki baltanın arasından geçirmelerini ister. Hiçbiri yayı geremez. Dilenci kılığındaki Odysseus yayı eline aldığında kimliği açıklanmadan önce bile evin gerçek sahibinin kim olduğu anlaşılır. Yay burada yalnızca bir silah değildir; onu kullanabilen kişinin bedensel gücünü, geçmişini ve krallık üzerindeki hakkını gösterir.


Homeros’un anlatısında Penelope, karşısındaki kişinin gerçekten Odysseus olduğuna hemen inanmaz. Hizmetkarlardan evlilik yataklarını başka bir yere taşımalarını ister. Odysseus buna öfkelenir çünkü yatağı yaşayan bir zeytin ağacının gövdesi üzerine kendi elleriyle yapmıştır ve ağacı kesmeden yerinden oynatılması mümkün değildir. Bu sırrı yalnızca ikisi bildiği için Penelope sonunda onun döndüğünden emin olur. Eve dönüş, kişinin saraya girmesiyle değil, kendisini gerçekten tanıyan biri tarafından kabul edilmesiyle tamamlanır.


Odyssey’de sık sık kullanılan “nostos” eve dönüşü, “metis” kıvrak zekayı, “kleos” savaşta kazanılan şöhreti, “xenia” konukluk hukukunu ve “hubris” insanın sınırlarını aşan gururunu anlatır. Odysseus bütün yolculuk boyunca bu kavramların arasında hareket eder. Zekası sayesinde yaşar, şöhret kazanmak için adını açıklar, gururu Poseidon’u karşısına alır, konukluk hukukunu hem ihlal eder hem de kendi evinde savunur. Karşılaştığı mitolojik varlıklar ortadan kalktığında geriye kusursuz bir kahraman değil, eve dönebilmek için birçok insanı kaybetmiş ve kendi kararlarıyla yaşamayı öğrenmek zorunda kalmış bir adam kalır.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Instagram

@gokyuzuguncesiblog

© Gökyüzü Güncesi – Tüm hakları saklıdır.

bottom of page