top of page

ODYSSEY’NİN PERDE ARKASI

19 Tem
5 dakikada okunur

Odyssey’yi izlerken gördüğümüz yolculuk ne kadar zorluysa filmin çekim süreci de ekibin sınırlarını zorlayan koşullarda geçmiş. Christopher Nolan’ın yıllardır aklında taşıdığı bu proje, denizin ortasında yapılan çekimlerden her üç dakikada bir değiştirilmesi gereken film makaralarına, antik bir gemiye dönüştürülen Viking teknesinden oyuncuların birbirini aynalar aracılığıyla gördüğü sahnelere kadar pek çok ilginç ayrıntı barındırıyor.


Nolan’ın Troya ve çevresindeki hikayelere ilgisi aslında Odyssey’den yaklaşık yirmi yıl öncesine uzanıyor. Yönetmen, Brad Pitt’in başrolünde olduğu 2004 yapımı Troy filmini çekmesi düşünülen isimlerden biriydi. Proje daha sonra Wolfgang Petersen’e verildi ve Nolan Batman Begins’e yöneldi. Fakat o dönemde zihninde canlandırdığı Truva Atı görüntüsünü unutmadı. Atın sahilde yana yatmış ve kuma gömülmüş biçimi, Maymunlar Cehennemi’nin sonunda karşılaşılan Özgürlük Heykeli görüntüsünden izler taşıyordu. Yirmi yılı aşkın süre sonra Odyssey’yi çekerken bu eski fikrine geri döndü. Filmdeki atın tekerlekler üzerinde duran alışılmış tasarımlardan farklı görünmesinin nedeni de buydu.


Böylesine pahalı ve riskli bir projeyi hayata geçirmesinin önünü ise Oppenheimer açtı. Nolan, filmin beklediklerinden çok daha büyük bir gişe ve ödül başarısına ulaşmasının ardından Odyssey için ihtiyaç duyduğu imkanları elde ettiğini söylüyor. Yaklaşık 250 milyon dolar olduğu tahmin edilen bütçesiyle film, yönetmenin bugüne kadarki en pahalı yapımlarından biri haline geldi. Nolan senaryodan söz ederken Homeros’u şakayla karışık biçimde “çok iyi bir ortak yazar” olarak tanımlıyor. Hikayeyi çocukluğundan beri bilmesine rağmen metni orta yaşında yeniden okuduğunda, daha önce dikkatini çekmeyen aile, evlilik, kayıp ve yaşlanma konularıyla karşılaştığını anlatıyor.


Antik dünyayı anlatan yapımlarda sıkça karşılaştığımız ağır konuşma biçimlerinden ve ortak bir aksandan özellikle uzak durmuş. Oyuncuların günlük dile yakın konuşması ve kendi aksanlarını büyük ölçüde koruması bu kararın sonucu. Nolan, binlerce yıl önce yaşamış karakterlerin seyirciye uzak ve anlaşılmaz görünmesini istememiş. Çok tanınmış oyuncuları kısa rollerde kullanmasını da benzer bir gerekçeyle açıklıyor. Seyircinin Zendaya, Jon Bernthal veya Lupita Nyong’o gibi tanıdığı yüzlerle karşılaştığında antik dünyaya daha hızlı uyum sağlayacağını düşünmüş. Böyle bakınca yıldızlarla dolu kadro yalnızca gösterişli bir tanıtım tercihi değil, eski bir hikayeyi günümüz seyircisine yaklaştırmak için kullanılan bir yöntem olarak da görülebilir.



Çekimlerin en zor taraflarından biri, IMAX kameralarının büyüklüğü ve çıkardığı sesti. Geleneksel IMAX film kameraları çalışırken yüksek bir mekanik gürültü oluşturduğu için geçmişte daha çok aksiyon sahnelerinde kullanılıyordu. Sessiz bir odada geçen yakın plan konuşmaları bu kameralarla kaydetmek neredeyse mümkün değildi. Nolan, Odyssey’nin tamamını bu formatta çekebilmek için IMAX mühendislerinden daha sessiz bir sistem geliştirmelerini istedi. Ortaya, geliştiricilerinin soyadını taşıyan “Keighley” kamerası çıktı.


Kameranın çevresine sesi azaltan büyük bir koruma yerleştirildi. Fakat bu düzenek oyuncuların birbirini doğrudan görmesini engelliyordu. Sorunu çözmek için kameranın çevresine aynalar konuldu. Oyuncular, sahne arkadaşlarının yüzünü bu aynalardan takip ederken kamerada bakışları doğru yöndeymiş gibi görünüyordu. Sistem ilk kez Odysseus ile Penelope arasındaki sekiz sayfalık duygusal bir sahnede denendi. Nolan, yakın mesafeden çekilen ve fısıltıların bile duyulabildiği bu sahnenin ardından bütün filmi aynı yöntemle tamamlayabileceklerinden emin oldu.


Yeni kameralar başka bir zorluğu daha beraberinde getirdi. İçlerine yerleştirilen her makara, yalnızca iki buçuk ila üç dakika kesintisiz kayıt yapabiliyordu. Uzun bir sahnenin ortasında film bittiğinde makaranın hemen değiştirilmesi gerekiyordu. Oyuncuların duygudan kopmaması için ekip bu sırada konuşmadan ve yerinden ayrılmadan bekliyor, yeni makara takılır takılmaz çekime devam ediyordu. Yapım boyunca yaklaşık 2,1 milyon fit IMAX filmi kullanıldı. Gösterime hazırlanan 70 mm IMAX kopyasının uzunluğu ise yaklaşık 11 mili buldu. Dijital çekimde neredeyse sınırsız kayıt yapılabildiği bir dönemde her denemenin birkaç dakikayla sınırlı olması, sette çok daha yoğun bir hazırlık gerektirdi.



Kamera ekipmanlarını taşımak da en az kullanmak kadar güçtü. Sicilya yakınlarındaki Favignana Adası’nda bulunan Santa Caterina Kalesi, filmde İthaka’ya dönüştürüldü. Deniz seviyesinden yaklaşık 314 metre yüksekteki kaleye ulaşmak için oyuncular ve ekip iki hafta boyunca her gün 45 dakika yürüdü. Kameralar ve ağır malzemeler ise helikopterlerle yukarı taşındı. İthaka’nın sarp ve ulaşılması zor görünümü böylece stüdyoda kurulan bir dekorla değil, çekim ekibinin gerçekten her gün tırmandığı bir yerde oluşturuldu.


Filmde gördüğümüz diğer coğrafyalar da birbirinden oldukça uzak noktalarda bulundu. Troya, Fas’taki yüksek duvarları ve toprak yapılarıyla tanınan Ait Benhaddou çevresinde kuruldu. Polyphemos’un yaşadığı mağara için Yunanistan’daki Nestor Mağarası ve çevresinden yararlanıldı. Hades’in soğuk ve ıssız görüntüleri, İzlanda’nın siyah kumlarında gece yarısı güneşi altında çekildi. Normal şartlarda başka filmlerin en zor çekim yeri olabilecek bu noktaların her biri, Odyssey’de uzun yolculuğun duraklarından yalnızca biriydi.


Odysseus’un gemisinin de kendine ait ayrı bir hikayesi var. Draken adlı tekne, geleneksel yöntemlerden yararlanılarak Norveç’te inşa edilmiş bir Viking gemisiydi ve daha önce Atlantik Okyanusu’nu geçmişti. Açık denizde büyük dalgalara dayanabildiği için çekimlerde kullanılmaya uygun bulundu. Tasarımında değişiklikler yapılarak Miken döneminden kalmış bir gemiye benzetildi. Oyuncular çekimlerden önce kürek çekmeyi ve yelken kullanmayı öğrendi. Draken’ın 26 kişilik gerçek mürettebatı da kostüm giyerek Odysseus’un adamları arasına katıldı. Böylece gemiyi ekranda kullanan kişilerin bir bölümü, onu gerçek hayatta da yöneten denizciler oldu.



Denizdeki çekimler önceden belirlenen hareketlerin tekrarlandığı kontrollü bir stüdyo ortamında yapılmadı. Rüzgarın yönü, dalgaların yüksekliği ve geminin hareketleri sürekli değişiyordu. Nolan bu sahneleri yer yer bir belgesel ekibi gibi çektiğini söylüyor. Akdeniz’in her zaman sakin ve tatil görüntülerindeki kadar huzurlu olmadığını ekibin açık denize çıktığında daha iyi anladığını da anlatıyor. Oyuncular aylar boyunca Draken’da çalışınca gemi onlar için bir dekor olmaktan çıktı; nasıl hareket ettiğini ve sert havalarda nelere izin verdiğini öğrenmek zorunda kaldılar.


Oyuncuların hazırlığı da kostümlerini giyip kamera karşısına geçmekle sınırlı değildi. Matt Damon çekimlerden önce kürek kampına katıldı ve Odysseus’un fiziksel görünümü için uzun süre çalıştı. Samantha Morton’ın Kirke rolünde yer almasını özellikle isteyen Nolan, çekim takvimini oyuncunun uygun olduğu tarihlere göre düzenledi. Morton’ın çektiği sahnelerden birinin ardından ekip kendisini ayakta alkışladı. Yapımcı Emma Thomas, bir Nolan setinde buna benzer son alkışın Kara Şövalye çekimlerinde Heath Ledger için yapıldığını hatırladı.


John Leguizamo’nun geçirdiği değişim ise yönetmeni bile şaşırttı. Eumaios’u canlandıran Leguizamo, makyajı ve görünümüyle karakterin içine o kadar girmişti ki Nolan, kurgu sırasında New York’ta karşılaştığı oyuncuyu ilk anda tanıyamadı. Üstelik günlerdir onun görüntülerini izliyordu. Robert Pattinson’ın Antinous’u hazırlanırken de Alan Rickman’ın soğuk, alaycı ve tehditkar oyunculuğundan esinlenildi. Nolan, Pattinson’ın karakter için “içindeki Alan Rickman’ı serbest bıraktığını” söylüyor.



Çekimler başlamadan önce Nolan, Matt Damon’ı işin zorluğu konusunda uyarmıştı. Damon bu sözleri ilk duyduğunda yönetmenin biraz fazla ciddi davrandığını düşünmüş. Açık denizde, dağlarda, mağaralarda ve değişken hava koşullarında geçen ayların ardından uyarının ne anlama geldiğini anlamış. Buna rağmen prodüksiyon planlanan tarihten dokuz gün önce tamamlandı. Büyüklüğü ve koşulları düşünüldüğünde, bu erken bitiş filmin perde arkasındaki en şaşırtıcı ayrıntılardan biri oldu.


Odyssey henüz tamamlanmadan gördüğü ilgi de alışılmış ölçülerin dışına çıktı. 70 mm IMAX gösterimleri için yapılan ilk bilet satışları, filmin vizyona girmesinden yaklaşık bir yıl önce bir saatten kısa sürede tükendi. Genel satış başladığında bilet sitelerinde yoğunluk yaşandı; New York ve Los Angeles’taki önemli salonların haftalar süren seansları erkenden doldu. İkinci el satışlarda tek bir bilet için yüzlerce dolar isteyenler bile çıktı. Binlerce yıllık bir destanın, yayımlanmamış bir sinema filmi için böylesine büyük bir talep yaratması Nolan’ın projeye yüklediği beklentinin seyirciye de geçtiğini gösteriyordu.


Odysseus’un eve dönüşü yüzyıllar boyunca sözlü anlatımlarla, kitaplarla, resimlerle ve farklı uyarlamalarla yaşamaya devam etti. Nolan’ın yorumu ise bu eski hikayeyi daha sessiz bir kamera geliştirmekten okyanus aşmış bir gemiyi dönüştürmeye kadar uzanan yeni bir yapım süreciyle buluşturdu. Perde arkasındaki bütün bu ayrıntılar, Odyssey’nin çekimlerinin de en az filmde anlatılan yolculuk kadar sabır, hazırlık ve dayanıklılık istediğini gösteriyor.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page