top of page

RÜZGÂR AĞACI

2 gün önce
3 dakikada okunur

İstanbul Tiyatro Festivali, 30. yılını kutladığı bu sezon İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile ortak bir prodüksiyona imza atıyor. Brezilyalı koreograf Fernando Melo'nun 2023 yılında Danish Dance Theatre için yarattığı Rüzgar Ağacı (Leaning Tree), festival kapsamında MDTistanbul dansçılarıyla yeniden sahneye taşınıyor. 24 Ekim'de Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Sahnesi'nde izlediğim eser, dansın yanı sıra ışık, müzik ve mekanın da anlatımın bir parçasına dönüştüğü bir sahne deneyimi sunuyor.


Fernando Melo'nun koreografisinde sahne, dansçıların hareket ettiği bir alan olmanın ötesine geçiyor. Dansçılar bazen ağır çekimi andıran hareketlerle ilerliyor, bazen bedenlerini alışılmadık pozisyonlara getiriyor, bazen de ışık ve gölgelerin arasında belirip kayboluyor. Belirli bir hikayeyi başından sonuna takip etmek yerine, birbirini izleyen görüntülere tanıklık ediyoruz. Bu görüntüler her zaman açık bir anlam taşımıyor; izleyiciye gördükleri üzerine düşünmek için alan bırakıyor.


Melo'nun çalışma için ilham aldığı kaynaklardan biri, Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershøi'nin resimleri. Ressamın sessiz iç mekanları, boşluk kullanımı ve ışıkla gölge arasındaki ilişki, Rüzgar Ağacı'nın atmosferinde de karşılık buluyor. Resimlerin doğrudan sahneye aktarılmasından çok, bu eserlerdeki durgunluk ve belirsizlik hissinin dans aracılığıyla yeniden kurulduğunu söylemek mümkün. Sahnedeki görüntüler de benzer biçimde, ilk bakışta bütünüyle açıklığa kavuşmayan bir anlatımın parçası olarak karşımıza çıkıyor.



Eserin müziği de bu atmosferin oluşmasında önemli bir rol oynuyor. Danimarkalı besteci Signe Lykke'nin hazırladığı senfonik kompozisyon, Copenhagen Phil tarafından kaydedilmiş. Christian Øland'ın şefliğini üstlendiği müzik, yalnızca dansa eşlik etmiyor; hareketlerin ritmini ve sahnenin genel havasını da etkiliyor. Işık tasarımını Raphael Frisenvænge Solholm, sahne tasarımını Solholm ile Fernando Melo, kostüm tasarımını ise Maria Ipsen üstleniyor. Bu unsurların bir arada kullanılması, koreografinin görsel anlatımını tamamlıyor.


Gösterinin dikkatimi çeken yanlarından biri, ışık ve dekor aracılığıyla oluşturulan göz yanılsamalarıydı. Hareketli duvarın konumu, ışığın yönü ve gölgelerin değişimi, sahnede gördüğüm şekilleri farklılaştırıyordu. Bazı anlarda görüntüyü takip etmek kolaylaşırken bazı anlarda gözümün önünde oluşan şekli anlamlandırmakta zorlandım. Tam da bu noktada, sahnede gördüklerimin yalnızca dansçıların hareketlerinden ibaret olmadığını daha iyi fark ettim. Bedenler ve mekan arasındaki ilişki, algıladığım görüntünün sürekli yeniden kurulmasını sağlıyordu.


Dansçıların birbirlerinin aynadaki yansıması gibi hareket ettiği anlar da gösterinin öne çıkan bölümlerindendi. Bir dansçının hareketi diğerinde karşılık buluyor, benzer duruşlar ve eş zamanlı hareketler sahnede ayna görüntüsünü andıran bir etki yaratıyordu. Anna Viktoria Zesakes, Berk Can Ceylan, Bianca Cerioni, Chiara Giorda, Demet Aksular, Ekin Ançel, Evrim Akyay, Ferhat Güneş, Kamola Rashidova, Miray Bacı, Müge Bayramoğlu, Tufan Elitaş, Tuğçe Göncü ve Mert Aksu'nun yer aldığı kadronun uyumu, özellikle toplu sahnelerde kendini gösteriyordu. Dansçıların aynı anda yön değiştirmesi, farklı seviyelerde hareket etmesi ve birbirlerine uzanması, koreografinin bütünlüğünü güçlendiriyordu.



Bu anlatım biçimi, eserin adını da düşünmeme neden oldu. Rüzgar karşısında eğilen, sallanan ve biçim değiştiren ama köklerini koruyan bir ağaç imgesi, değişim ile süreklilik arasında bir ilişki kurmaya imkan veriyor. Elbette sahnede gördüğüm her şeyi bu imgeyle açıklayamıyorum. Rüzgar Ağacı, belirli bir olay örgüsü sunmadığı için farklı çağrışımlara açık bir yapım. Ben de gösteriyi izlerken bütün görüntüleri tek bir anlama bağlamak yerine, bunların nasıl bir araya geldiğine odaklanmaya başladım.


İlk dakikalarda bu izleme biçimine alışmakta biraz zorlandım. Dansçılar taklalar atarak sahneye girdiğinde, hareketlerin giderek hızlanacağını düşünmüştüm. Ancak tempo yavaşlığını korudu. Bir süre sonra hızlanmasını beklemekten vazgeçip koreografinin ayrıntılarına dikkat etmeye başladım. Hareketlerin nasıl tamamlandığını, dansçıların birbirlerine nasıl karşılık verdiğini ve sahnedeki kompozisyonun nasıl kurulduğunu izledikçe gösteriye daha fazla odaklandım. Hareketlerin temposu değişmemişti ama benim izleme biçimim değişmişti.


Beni şaşırtan, bu kadar yavaş ilerleyen bir gösteriyi izlerken sıkılmamış olmamdı. Başlangıçta temposunun artmasını beklerken, ilerleyen dakikalarda aynı ritim içinde dikkatimi canlı tutacak pek çok ayrıntı bulmuştum. Üstelik bunların hiçbiri özellikle öne çıkarılmıyordu; fark etmek için sahneyi dikkatle izlemek gerekiyordu. Bu durum, gösteriyle kurduğum ilişkiyi de değiştirdi. Her şeyi hemen anlamlandırmak zorunda olmadığımı fark ettiğimde, sahnede gördüklerimin bende bıraktığı etkiye daha fazla alan açabildim.



Rüzgar Ağacı, sahne sanatlarından aldığım keyfin alışık olduğum görsel unsurlarla sınırlı olmadığını da gösterdi. Daha önce ilgimi çekebileceğini düşünmediğim bir anlatım biçiminin beni bu kadar içine çekmesi, bir yapımın etkileyiciliğini değerlendirirken nelere dikkat ettiğimi yeniden düşünmeme neden oldu. Gösterişli sahne tasarımları ve çarpıcı görüntüler elbette etkileyici olabilir; ancak bunlar olmadan da güçlü bir sahne deneyimi yaşamak mümkün. Rüzgar Ağacı'nda beni etkileyen, sade bir anlatımın kendi içinde kurduğu bütünlüktü.


Gösteri sona erdiğinde aklımda hala sorular vardı. Eserdeki bütün sembolleri çözdüğümü ya da gördüğüm her şeyin karşılığını bulduğumu söyleyemem. Buna rağmen gösterinin bende bıraktığı etkiyi açıkça hissediyordum. Modern dansın ruhumu yatıştıran, bana iyi gelen bir tarafıyla karşılaşmıştım. Sahnedeki hareketler sona erse de gösteri sırasında hissettiklerim zihnimde kalmaya devam ediyordu.


Rüzgar Ağacı, benim için modern dansa dair yeni bir deneyim olmanın yanı sıra, bir gösteriyi izlerken anlam arayışımla kurduğum ilişkiyi de değiştirdi. Her sorunun cevabını bulmadan da bir eserden keyif alabileceğimi görmek, gösterinin bende bıraktığı en önemli izlenimlerden biriydi. Bazen sahnede gördüklerimiz bütünlüklü bir açıklamaya kavuşmasa da bizimle kalabiliyor. Rüzgar Ağacı'ndan ayrılırken hissettiğim de buydu: Her şeyi çözmüş değildim ama üzerinde düşünmeye devam etmek istiyordum.


UĞUR YELMEZ

 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page