top of page

SULTANA

22 Eyl
3 dakikada okunur

Sultana’nın reklamları karşıma çıkmaya başladığında film bende ciddi bir merak uyandırmıştı. Hem ele aldığı dünya hem de bir araya getirdiği oyuncu kadrosu, en azından farklı ve cesur bir iş izleyeceğim hissini veriyordu. Tuba Büyüküstün, Derya Pınar Ak, Seray Kaya, Çağlar Çorumlu, Nur Sürer ve Hakan Kurtaş gibi isimleri aynı filmde görmek de bu beklentiyi yükselten taraflardan biriydi.


2026 yapımı Sultana’nın yönetmen koltuğunda Ali Kemal Güven oturuyor, senaryosu ise Erdi Işık’a ait. Yaklaşık iki saat süren filmin müziklerini Şevki Çepa hazırlamış. Hikaye, İstanbul’daki Sultana isimli gece kulübünün sahnesinde ve kulisinde geçiyor. Filmin merkezinde ise kulübün uzun süredir en güçlü isimlerinden biri olan Meral ve Belarus’tan gelen genç dansçı Anna var.


Meral, kulübe yeni gelen Anna’yı ilk başta koruması altına alıyor ve ona bu dünyanın kurallarını öğretiyor. Ancak Anna’nın zamanla dikkat çekmeye ve güç kazanmaya başlaması, aralarındaki ilişkiyi değiştiriyor. Bir noktadan sonra dayanışmanın yerini rekabet almaya başlıyor. Film de buradan hareketle yalnızca iki kadın arasındaki çekişmeyi değil, aynı yerde çalışan kadınların birbirleriyle, erkeklerle ve içinde bulundukları sistemle kurdukları ilişkileri anlatmaya çalışıyor.


Kağıt üzerinde baktığımda Sultana’nın gerçekten çok güçlü bir malzemesi var. Tam da bu yüzden film bittiğinde yaşadığım hayal kırıklığı daha büyük oldu. Böyle iddialı bir dünyanın içine giriyorsanız ve bunu televizyon için değil, dijital bir platform için yapıyorsanız anlatım konusunda çok daha cesur olunabileceğini düşünüyorum. Sultana ise neredeyse her fırsatta güvenli tarafta kalmayı tercih ediyor. Film bir şeyleri göstermek istiyor ama tam göstereceği noktada geri çekiliyor.


İzlerken aklıma sık sık Netflix’teki Sky Rojo geldi. Elbette iki yapım aynı hikayeyi anlatmıyor fakat kadınların merkezde olduğu, cinsellik, şiddet, erkek egemenliği ve hayatta kalma gibi alanlara giren bu tür bir hikayede nasıl güçlü bir görsel dünya kurulabileceğini Sky Rojo’da görmüştük. Oradaki renkler, mekanlar, tempo ve zaman zaman rahatsız edici hale gelen atmosfer izleyiciyi o dünyanın içine çekiyordu. Sultana’da ise benzer bir yoğunluğu hiç hissedemedim.


Bunda oyunculukların da büyük payı var. Benim için filmin oyunculuk anlamında en güçlü ismi açık ara Çağlar Çorumlu oldu. Bunun dışında performansların büyük bölümü beni filmin dünyasına inandırmakta zorlandı. Prens’ten tanıdığım ve severek izlediğim Derya Pınar Ak’ın Anna karakterinde özellikle kullandığı aksan bana oldukça yapay geldi. Karakterin yabancılığını hissettirmek yerine, bazı sahnelerde doğrudan oyunculuğun önüne geçen bir unsura dönüştüğünü düşündüm.


Tuba Büyüküstün de izlemeyi sevdiğim oyunculardan biri olmasına rağmen Meral karakterinde beklediğim etkiyi yaratamadı. Meral’in yıllardır bu dünyanın içinde bulunan, gücünü ve yerini korumaya çalışan bir kadın olduğuna daha fazla inanmak isterdim. Fakat benim için oyuncuyla karakter arasındaki mesafe film boyunca kapanmadı. Meral’in öfkesi, korkusu, kıskançlığı ya da gücünü kaybetme endişesi anlatıda var ama bunların büyük bölümü bana yeterince geçmedi.


Filmin görsel dünyasında da benzer bir sorun yaşadım. Sultana gibi pole dansın ve sahne şovlarının merkezde olduğu bir gece kulübünü anlatırken çok daha karakterli bir mekan, kostüm ve sahne tasarımı bekliyordum. Dekorlar ve kostümler benim için oldukça sıradan kaldı. Film, seyirciye özel ve kapalı bir dünyanın kapısını açıyormuş hissini yaratması gerekirken birçok sahnede oldukça yapay bir set izliyormuşum gibi hissettirdi.


Sahne şovları için özel olarak bestelenen müzikler de benim açımdan filmin en zayıf taraflarından biriydi. Gösterileri büyütmesi ve kulübün kimliğinin bir parçası olması gereken müzikler tam tersine sahnelerin etkisini düşürdü. Bazı anlarda o kadar rahatsız edici geldi ki yapılan gösteriye odaklanmakta zorlandım. Böyle bir mekanın müziğinin de dekoru ve kostümü kadar o dünyanın çekiciliğini kurması gerektiğini düşünüyorum.


Yan hikayelerde de kullanılmadan bırakılmış çok fazla alan var. Hakan Kurtaş gibi isimlerin canlandırdığı karakterler ana hikayeyi besleyebilecek noktalara sahipken çoğu zaman yüzeyde kalıyor. Film birçok karakter ve çatışma açıyor fakat bunların önemli bir kısmını yeterince geliştirmiyor. Bu nedenle iki saate yaklaşan süresine rağmen hikaye büyümek yerine yer yer dağılıyor.


Finalde filmin söylemek istediği şeyi anladım ve vermeye çalıştığı mesaj bana geçti. Fakat oraya gelene kadar karakterlerle yeterince güçlü bir bağ kuramadığım için finalin etkisi de beklediğim kadar büyük olmadı. Söylenen şeyin kendisinden çok, o söze ulaşırken yaşananların beni ikna etmesini isterdim. Bu olmayınca final de benim için biraz yavan kaldı.


Sultana’nın en büyük sorunu belki de tam olarak burada. Elinde güçlü bir kadın hikayesi, dikkat çekici bir dünya ve oldukça iyi bir oyuncu kadrosu var. Fakat film bunların hiçbirinin sınırlarını gerçekten zorlamıyor. Daha sert, daha rahatsız edici, daha gösterişli ya da en azından anlattığı dünyanın içine daha fazla giren bir film olabilecekken sürekli geri çekiliyor.


Bu yüzden Sultana benim için iyi fikirlerin yeterince iyi işlenemediği bir film olarak kaldı. Reklamlarını gördüğümde oluşan merakın ve beklentinin karşılığını ne hikayede ne oyunculuklarda ne de görsel dünyada bulabildim. Ne yazık ki bu film benden geçer not alamadı.


UĞUR YELMEZ

 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page