top of page

GÖRÜNMEDİĞİ GİBİ

12 Eki
6 dakikada okunur

Gökyüzü Güncesi'ni yeni açtığım dönemde gelen tiyatro davetleri benim için ayrı bir anlam taşıyordu. Henüz yolun başındayken ve çok geniş bir kitleye hitap etmiyorken tiyatroların beni de oyunlarına davet etmeleri, izlenim yazılarıma ve yaptığım işe değer verdiklerini hissettiriyordu. Ben de bu dönemde farklı yapımları izleyerek hem yeni oyunlar keşfetmek hem de izlenim yazılarımı geliştirmek istiyordum. Geçen sezon Duygu Yiğit'in davetiyle izlemeyi planladığım Görünmediği Gibi de bu oyunlardan biriydi. Tiyatro gününden birkaç gün önce hastalanmıştım. Temsilden bir gün önce Duygu Hanım, oyunculardan birinin hastalanması nedeniyle oyunun iptal edildiğini bildirdi. Açıkçası bu iptal benim için de iyi olmuştu. Oyunun yeni sezonda HOP Sahne'de yeniden sahneleneceğini öğrenince sevindim ve bu kez izlemeye karar verdim.


HOP Sahne'ye ilk gelişim değildi. Bir gün önce aynı mekanda Ermiş oyununu izlemiştim ancak alt sahnedeydik. Bu nedenle mekanın tamamını görme fırsatım olmamıştı. Görünmediği Gibi için salona girdiğimde karşılaştığım büyüklük beni şaşırttı. Bağımsız tiyatro sahnelerinde genellikle daha küçük salonlarla karşılaştığım için HOP Sahne'nin bu kadar geniş bir alanı olduğunu bilmiyordum. Koltukların rahatlığı da özellikle dikkatimi çekti. Hatta bana göre Atatürk Kültür Merkezi'nin koltuklarından bile daha konforluydu. Evinize yakın olmasıyla birlikte bu rahatlık da HOP Sahne'yi tercih etmemde etkili olan nedenlerden biri.


Tiyatro Milat'ın sahneye taşıdığı Görünmediği Gibi, Duygu Yiğit ve Merve Yiğit'in yazdığı, Yeşim Sarı'nın metin düzenlemesini ve yönetmenliğini üstlendiği bir oyun. Sahnedeyse Merve Yiğit ve Yeşim Sarı'yı izliyoruz. İki kız kardeşin geçmişleriyle ve birbirleriyle olan ilişkileriyle hesaplaşmalarını konu alan yapım, dram ve kara komedi türlerinde tanımlanıyor. Tiyatro Milat'ın geçmiş çalışmalarından Bedensiz de topluluğun daha önce sahnelediği oyunlar arasında yer alıyor. Görünmediği Gibi ise topluluğun pandemi döneminin ardından yeniden seyirciyle buluştuğu yapımlardan biri.


Oyun, seyirciyi bir partiye davet eden kısa bir açılışla başladı. Merve Yiğit'in seyircilerin arasından, sanki gerçekten o partiye katılıyormuş gibi güvenlik kontrolünden geçerek sahneye dahil olması hoşuma gitti. Böylece seyirci olarak kendimizi bir anda oyunun dünyasında bulduk. İlk etapta dekor, kostümler ve sahnenin genel görünümü de ilgimi çekti. İzmir'de yaşarken DJ performanslarının yer aldığı tekno müzik partilerine katılmıştım. Bu nedenle böyle bir ortamın tiyatro sahnesine nasıl aktarılabileceği konusunda az çok bir fikrim vardı. Ancak ışık kullanımı, beklediğim parti atmosferini oluşturmakta zorlandı. Renkli ışıkların sürekli yanıp sönmesi bana bir tekno müzik partisinden çok düğün salonunu hatırlattı. Sahnedeki görsel düzenin, müziğin yarattığı atmosferi daha iyi destekleyebileceğini düşündüm.


Kostüm tasarımında ilk dikkatimi çeken Merve Yiğit'in kıyafeti oldu. Karakteriyle uyumlu buldum. Yeşim Sarı'nın canlandırdığı DJ karakterinin kostümünde ise özellikle maske üzerinde durmak istiyorum. Kostümün el yapımı olduğu belli oluyor ve ortaya konan emeği görmezden gelmek istemiyorum. Bununla birlikte, maskenin afişlerde ve oyun fotoğraflarında bu kadar öne çıkarılması bende daha özgün ve akılda kalıcı bir tasarım beklentisi oluşturmuştu. Kare biçimi, dantel detayları ve altındaki püsküllerle maskeyi yeterince etkileyici bulmadım. Üzerindeki uzun, ışıltılı pelerini beğendim ancak daha güçlü bir maske tasarımıyla kostümün çok daha bütünlüklü görünebileceğini düşündüm. Kostüm tasarımını Bengisu Seyrek'in üstlendiği yapımda, bu kadar dikkat çeken bir unsurun biraz daha özenli ele alınmasını isterdim.



Oyunun açılışındaki tekno müzik fikrini beğendim. Yaklaşık yirmi dakika boyunca parti atmosferinin korunması, anlatının başlangıcı açısından anlaşılır bir tercihti. Ancak müziğin ses seviyesi ve basların yoğunluğu benim için zorlayıcıydı. Salonda yaklaşık yirmi kişi vardık ve buna rağmen sesin bu kadar yüksek olmasına gerek olmadığını düşündüm. Bir süre sonra kulaklarımda tıkanma hissi oluştu. Üstelik müziklerin içine karakterlerin iç sesleri de yerleştirilmişti. Bence bu, doğru kullanıldığında etkili olabilecek bir fikir. Fakat müziğin yüksekliği nedeniyle iç sesleri ve diyalogları takip etmekte zorlandım. Böylece atmosfer oluşturması beklenen müzik, zaman zaman anlatının önüne geçti.


Işık tasarımında da özellikle açılış sahnesiyle ilgili sorunlar yaşadım. İlk yirmi dakika boyunca sürekli yanıp sönen ışıklar ve seyirciye doğrudan yönelen spotlar gözlerimi oldukça rahatsız etti. Ön sıralarda oturmama rağmen bir noktadan sonra elimle gözlerimi koruyarak oyunu izlemeye çalıştım. Parti sahnesi sona erip hikaye ev ortamına geçtiğinde ise ışık sarıya döndü ve oyunun geri kalanında hiç değişmedi. Işık tasarımını Yasin Gültepe'nin üstlendiği yapımda, ilk bölümdeki yoğun ve hareketli kullanımla sonraki sahnelerdeki durağanlık arasında belirgin bir karşıtlık vardı. Kardeşler geçmişlerini hatırlarken, birbirleriyle hesaplaşırken ve farklı duygular yaşarken ışığın bu anlara nasıl katkı sağladığını göremedim. Bana göre ışık tasarımının yalnızca renkli ışıkların yanıp sönmesinden ibaret kalmaması, sahnedeki anlatımı da desteklemesi gerekiyor.


Parti sona erip kardeşlerin evdeki hayatına geçtiğimizde oyunun anlatımı benim için biraz yavaşladı. Yaklaşık bir buçuk saat boyunca iki kardeşin gündelik konuşmalarını, geçmişe dönmelerini ve birbirlerine anlatmak istediklerini izledik. Gündelik hayatın tiyatroda anlatılması elbette bir sorun değil. Benim için asıl mesele, bu konuşmaların hikayeyi yeterince ileriye taşıyamamasıydı. Aynı konuların yeniden gündeme gelmesi, diyalogların dağılıp benzer noktalara dönmesi ve karakterlerin birbirlerini anlamakta zorlanması, oyunun temposunu düşürdü. Bir süre sonra bu konuşmaların nasıl bir sonuca bağlanacağını ve karakterlerin ilişkisinde nasıl bir değişim yaratacağını merak etmeye başladım.


Bu uzun ev sahnelerinde anlatımın yanı sıra ses tasarımı da dikkatimi çeken unsurlardan biriydi. Seçilen müzikleri sevdim. Pencere açıldığında dışarıdaki seslerin evin içine dolması fikri de hoşuma gitti. Ancak bu kullanımın sık sık tekrarlanması, bir noktadan sonra dikkatimi dağıttı. Her pencere açıldığında benzer seslerin yeniden duyulması, evin nerede olduğu konusunda da kafamı karıştırdı. Bir süre sonra kendimi sanki Taksim Meydanı'na bakan bir evin içindeymişim gibi hissettim. Dışarıdan gelen seslerin bu kadar sık duyulması, mekanın konumunu anlamamı zorlaştırdı. Başlangıçta beğendiğim bu tercih, tekrarlandıkça etkisini kaybetti ve anlatıya katkı sağlamaktan çok dikkatimi dağıtmaya başladı.


Hikayenin merkezinde iki kız kardeşin çocukluklarından itibaren yaşadıkları sorunlar ve ailelerinden taşıdıkları travmalar bulunuyor. Babalarının küçük yaşta ölmesi, üvey babanın küçük kardeşe yönelik istismarı ve ilerleyen yıllarda yaşanan diğer olaylar, karakterlerin geçmişini anlamamız açısından önemli. Oyunu izlerken başlangıçta aileleri yüzünden zor bir çocukluk geçirmiş iki kardeş gördüm. İlerleyen bölümlerde ise çocukluklarında yaşadıklarının izlerini taşıyan bu iki insanın, yetişkinliklerinde birbirlerine karşı da yaralayıcı davranabildiklerini gördüm.


Oyunda anlatılan aile hikayesinin ve yaşanan olayların yazarların gerçek hayatlarından alındığına ilişkin bir bilgiye ulaşamadığım için bunları kurmaca olarak ele alıyorum. Bu nedenle değerlendirmemi olayların gerçekliğinden çok, sahnede nasıl anlatıldıkları üzerinden yapmak istiyorum.



Özellikle son yarım saatte taciz ve tecavüz gibi ağır meselelerin konuşmalar üzerinden hissettirildiği bölümlerde, anlatının bu konuları daha derinlemesine ele almasını bekledim. Ancak geçmişte yaşananların karakterler üzerindeki etkisinin yeterince işlenmediğini düşündüm. Anlatılanların ağırlığıyla sahnedeki bazı tepkiler arasında benim açımdan bir uyumsuzluk vardı. Örneğin, bir telefon sesiyle birlikte karakterin ellerini kaldırarak dans edercesine hareketler yapması, o ana kadar anlatılanlarla kurduğum bağı zayıflattı. Bu tercihin karakterin ruh halini yansıtmak için mi yapıldığını anlamakta zorlandım. Elbette taciz ve tecavüz gibi hassas konular tiyatro sahnesinde ele alınabilir. Benim beklentim, bu deneyimlerin karakterler üzerindeki etkisinin daha özenli işlenmesi ve hikayenin ilerleyişinde daha belirgin bir karşılık bulmasıydı.


Kardeşlerin birbirlerini anlamakta zorlanmaları da hikayenin ilerleyişini takip etmemi güçleştirdi. Konuşmaların benzer noktalara dönmesi ve karakterlerin bir türlü ortak bir noktada buluşamaması, aralarındaki çatışmanın gelişimini görmemi zorlaştırdı. Bunun bilinçli bir tercih olup olmadığını bilmiyorum. Ancak karakterlerin yaşadıklarını anlamaya çalışırken bir noktadan sonra anlatıyla aramdaki bağın zayıfladığını hissettim.


Finale geldiğimizde geçmişte yaşananlara ilişkin yeni bilgiler edindik. Buna rağmen hikayenin güçlü bir sonuca ulaştığını düşünmedim. İki kardeşin ilişkisi boyunca konuşulanları ve ortaya çıkan ağır meseleleri düşündüğümde, aralarındaki ilişkinin nasıl değiştiğini yeterince göremedim. Birbirlerine içlerinde kalanları anlatmaları ve geçmişi konuşmaları, benim için tek başına yeterli bir dönüşüm oluşturmadı. Kardeşlerin arasındaki ilişkinin hangi noktaya geldiğini ve bütün bu yüzleşmelerin onları nasıl etkilediğini daha belirgin biçimde görmek isterdim.

Oyunun süresi de seyir deneyimimi etkileyen bir başka konuydu. Farklı platformlarda 80 ve 85 dakika olarak belirtilen oyun, yaklaşık 110 dakika sürdü ve ara verilmedi. Temsilin birkaç dakika geç başlaması veya planlanandan biraz daha uzun sürmesi anlaşılabilir. Ancak ilan edilen süreyle gerçekleşen süre arasındaki fark azımsanacak gibi değil. Özellikle toplu taşıma kullanan ve akşam saatlerinde eve dönmek zorunda olan seyirciler için bu durum önem taşıyor. Ben de oyun sonrasında eve ulaşmakta zorlandım. Bu nedenle temsilin süresine ilişkin bilginin daha doğru verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Seyirciler, bilet alırken akşamlarını da bu bilgiye göre planlıyor.


Görünmediği Gibi, izlediğim haliyle benimle çok örtüşen bir oyun olmadı. Dram türü, tiyatroda öncelikli olarak yöneldiğim bir tür değil. Bunun yanında, oyunun künyesinde kara komedi olarak da tanımlanmasına rağmen izlediğim temsilde bu türe ait unsurları yeterince göremedim. Tekno müzik kullanımı, seyirciyi partiye dahil eden açılış ve pencere aracılığıyla dış seslerin içeri taşınması gibi tercihleri beğendim. Buna karşılık ışık ve ses kullanımı, maske tasarımı, diyalogların ilerleyişi ve hikayenin finalde ulaştığı nokta benim açımdan beklentimi tam olarak karşılamadı. Temsilin ilan edilenden uzun sürmesi de izleme deneyimimi etkiledi.


Yine de salondan ayrılırken bazı seyircilerin oyunu çok beğendiklerini söylediklerini duydum. Her oyunun her seyircide aynı karşılığı bulması gerekmiyor. Benim beklentilerimi karşılamamış olması, başka bir seyircinin iki kız kardeşin hikayesinde kendisine yakın bulduğu noktalar olmayacağı anlamına gelmiyor. Özellikle iki kardeş arasındaki ilişkiyi, geçmişleriyle yüzleşmelerini ve ailelerinden taşıdıkları sorunları sahnede görmek isteyenler Görünmediği Gibi'ye bir şans verebilirler.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page