KEDİLER BATAKLIĞI'NDA...

Son dönemde tiyatro izleme listemi biraz da dijital platformlar üzerinden genişletiyorum. Kediler Bataklığı'nda... da karşıma The House Seat'te çıkan oyunlardan biri oldu. Daha önce adını duymuştum ama hikayesine dair neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Hatta oyunun adını ve Kedi Kadın gibi karakter isimlerini ilk duyduğumda, hikayenin gerçekten kedilerle ilgili fantastik bir dünyada geçtiğini bile düşündüm. Oyun ilerledikçe karakterlerin kim olduğunu anladım ama bu kez başka sorular ortaya çıktı: Neden bataklık? Kara kuğu neden bu kadar önemli? Hester neden oradan ayrılmak istemiyor? Baştaki Rehber Ruh neden geliyor ve sonra kayboluyor? Finalde yaşananların amacı ne?
Açıkçası oyun bittiğinde her şey benim için tamamen yerine oturmuş değildi. Yaklaşık 95 dakikalık tek perdelik yapısı, geçmişe dair bilgilerin parça parça verilmesi ve neredeyse hiç düşmeyen dramatik tonu nedeniyle bazı noktaları kaçırdığımı düşündüm. Sonrasında metni, Marina Carr'ın oyunla ilgili söyleşilerini ve yapım ekibinin anlattıklarını araştırınca sahnede gördüğüm birçok ayrıntı daha anlaşılır hale geldi. Hatta oyunu izlerken anlamlandıramadığım bazı şeylerin aslında metnin en önemli parçaları olduğunu fark ettim.
Marina Carr'ın 1998'de yazdığı By the Bog of Cats..., Türkçeye Gülşen Sayın tarafından Kediler Bataklığı'nda... adıyla çevrilmiş. Nushu Tiyatro yapımını Cansu Canaslan yönetiyor. Sahne ve kostüm tasarımı Cemre Bulak'a, ışık tasarımı Utku Kara'ya, müzik tasarımı ise Vehbi Can Uyaroğlu'na ait. Vokalde İlknur Çayır yer alıyor. Afiş tasarımını Kübra Özkan hazırlarken yapımın fotoğraflarında Buse Denizhan ve Sedef Turunç'un imzası bulunuyor. Yönetmen yardımcıları İlayda Erdinç ve Nisan Yağmur Boyacıoğlu; asistan ekipte ise Günsu Akçatepe, Öznur Çakır ve Tuba Gezgin yer alıyor.

Nushu Tiyatro da üzerinde durmaya değer bir topluluk. 2022'de İstanbul'da kurulan ekip, ilk oyunları Bir Tatlı Kaşığı Çamur ile 26. İstanbul Tiyatro Festivali'nde seyirci karşısına çıkmıştı. Ardından Aslında Aşk Da Yok, Kediler Bataklığı'nda... ve çocuk oyunu Kayıp Aslan Kardeşler geldi. Topluluğun adının hikayesi de ilginç. Nüshu, Çin'in Jiangyong bölgesinde kadınların kendi aralarında kullandıkları özel bir yazı sisteminin adı. Kadınların deneyimlerini, şarkılarını ve hikayelerini birbirlerine aktarmaları için kullanılan bu dilin bir tiyatro topluluğuna isim vermesi, özellikle Kediler Bataklığı'nda... gibi kadınlık, annelik ve kuşaktan kuşağa geçen yüklerle ilgilenen bir oyunla yan yana geldiğinde ayrıca anlamlı.
Oyunun hikayesinin merkezinde Hester Swane var. Hester küçük yaşta annesi tarafından terk edilmiş ve yıllar boyunca annesinin bir gün Kediler Bataklığı'na geri döneceğine inanarak yaşamış. Yetişkinliğinde Carthage Kilbride ile uzun bir ilişki kurmuş ve bu ilişkiden Josie adında bir kızları olmuş. Fakat Carthage artık Hester'ı bırakıp zengin toprak sahibi Xavier Cassidy'nin kızı Caroline ile evlenmek istiyor. Üstelik bu evlilik yalnızca yeni bir aşk ilişkisi değil; Carthage açısından toprak, mülk ve daha güçlü bir sosyal konum anlamına geliyor.
Hester ise aynı gün içinde sevdiği adamı, evini, yaşadığı toprağı ve kızını kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya kalıyor. Bütün bunlar çocukluğundan beri içinde taşıdığı terk edilme korkusunun üzerine ekleniyor. Bu nedenle hikayeyi yalnızca kıskanç bir kadının eski sevgilisinin düğününü bozması şeklinde okumak çok eksik kalıyor. Oyunun içinde sınıf farkı, mülkiyet, toplumdan dışlanma, annelik, aidiyet ve geçmişin insanın hayatına ne kadar müdahale edebildiği gibi pek çok mesele var.

Hikayenin altında Euripides'in Medea tragedyası bulunuyor. Medea'da da bir kadın, kocası tarafından başka biri için terk edilir ve sonunda kendi çocuklarını öldürür. Marina Carr bu temel yapıyı alıp İrlanda kırsalına taşıyor fakat Hester'ı Medea'nın birebir karşılığı olarak yazmıyor. Medea yaşadığı toplumda yabancı bir kadınken Hester da İrlanda'daki Gezginler Topluluğu'ndan geliyor ve çevresi tarafından hiçbir zaman tamamen kabul edilmiyor. Carthage'ın başka biriyle evlenmesi, Hester'ın yalnızca ilişkisini değil, toplumdaki yerini de kaybetmesine neden oluyor.
Başlığın kendisi de hikayeyi anlamak açısından önemli. Kediler Bataklığı gerçekten oyunda olayların geçtiği bölgenin adı fakat burayı yalnızca coğrafi bir yer olarak düşünmek eksik kalıyor. Bataklık doğası gereği sınırları belirsiz bir alan; ne tamamen kara ne tamamen su. Oyunda da yaşayanlarla ölülerin, gerçekle doğaüstünün, geçmişle bugünün sınırları sürekli birbirine karışıyor. Hayaletler ortaya çıkıyor, kehanetler gündelik hayatın içine giriyor, ölü bir kuğunun kaderi bir insanın kaderine bağlanıyor.
Hester'ın bu bölgeye bağlılığı da yalnızca "evimi vermiyorum" meselesi değil. Annesini son gördüğü yer burası. Çocukluğunun büyük kısmı burada geçmiş. Annesinin geri döneceğine burada inanmış. Carthage ve Xavier için toprak ekonomik değeri olan bir mülk iken Hester için aynı yer geçmişinin, annesinin ve kimliğinin bir parçası. Bu nedenle ondan bataklığı terk etmesini istemek, onun gözünde yalnızca başka bir eve taşınmak anlamına gelmiyor.

"Kediler" kısmı ise özellikle Kedi Kadın karakteriyle belirginleşiyor. Kedi Kadın bir insan ama karakter bilerek insanla hayvan arasındaki sınırı bulanıklaştıracak biçimde yazılmış. Kör olmasına rağmen başkalarının göremediği şeyleri görüyor, ölülerle ilişki kurabiliyor ve geleceğe dair işaretleri okuyabiliyor. Benim oyunun ilk dakikalarında "Bu karakterler gerçekten kedi mi?" diye düşünmem bu yüzden tamamen anlamsız değilmiş.
Metnin kendisi zaten insan, hayvan, yaşayan ve ölü arasındaki ayrımları sürekli bozuyor.
Kara kuğu da oyunda ilk bakışta görsel bir ayrıntı gibi durmasına rağmen aslında Hester'ın hikayesiyle doğrudan bağlantılı. Hester'ın çocukluğundan beri tanıdığı Black Wing adlı kara kuğunun yaşamı, annesi tarafından Hester'ın yaşamıyla ilişkilendiriliyor. Oyunun başında kuğunun ölmüş olması da Hester'ın kaderine dair ilk işaretlerden biri. Marina Carr, kuğunun İrlanda kültüründeki "ruh kuşu" düşüncesiyle bağlantısından söz ediyor. Bu açıdan bakınca kara kuğu Hester'ın çocukluğunu, annesini, ruhunu ve yaklaşan ölümünü aynı anda çağrıştırıyor. Swane soyadının "swan", yani kuğu kelimesini hatırlatması da güzel bir ayrıntı.
İrlanda mitolojisindeki Children of Lir anlatısında çocukların uzun yıllar boyunca kuğu bedeninde yaşamaya mahkum edilmesi de bu bağlantıyı daha ilginç hale getiriyor. Carr'ın oyununda doğa, hayvanlar ve insanlar birbirinden tamamen ayrı dünyalar değil. Kara kuğu, Kedi Kadın ve Rehber Ruh gibi figürler hikayenin gerçekçi tarafına doğaüstü bir boyut ekliyor.
Hasan Çınar Örnek'in canlandırdığı Rehber Ruh da ilk izleyişte benim için en kafa karıştırıcı karakterlerden biriydi. Oyunun başında Hester'ı almaya geliyor fakat yanlış zamanda geldiğini fark edip gidiyor. İlk anda biraz absürt duran bu sahnenin aslında finali en baştan haber verdiğini sonradan anlıyoruz. Rehber Ruh yanlış saatte gelmiş olsa da yanlış kişiye gelmemiş. Hester'ın o gün öleceğini seyirciye daha ilk dakikalarda söylüyor. Finalde tekrar ortaya çıktığında da başta verilen bu işaret tamamlanıyor.
Oyunun düğün bölümü ise benim açımdan daha problemliydi. Kalabalık bir oyuncu kadrosu var ve sahnede bu kadar kişiyi birlikte görmek güzel, fakat mekanın düğün için yeterince değiştiğini hissetmedim. Dekor genel olarak oldukça sade. Yönetmen Cansu Canaslan'ın bilinçli olarak yalın bir sahneleme tercih ettiğini ve çatışmaları daha çok oyuncular üzerinden anlatmak istediğini biliyorum. Yine de özellikle düğün bölümünde birkaç görsel dokunuşun sahneyi çok daha etkileyici hale getirebileceğini düşünüyorum.
Üstelik Marina Carr'ın düğün sahnesini özellikle gösterişli bir bölüm olarak düşündüğünü öğrenmek bu fikrimi biraz daha güçlendirdi. Oyunun 1998'deki Abbey Theatre prömiyerinde bataklığın ortasına çok uzun beyaz bir masa kurulmuş. Elbette Nushu'nun aynı sahnelemeyi tekrar etmesi gerekmiyor ama ışık, masa düzeni, birkaç obje ya da alanın daha farklı kullanılmasıyla düğünün başladığı seyirciye daha güçlü hissettirilebilirdi.
Düğünün kendisinin zaten klasik bir düğün gibi yazılmadığını da söylemek gerek. Bayan Kilbride'ın beyaz giyinmesi, Rahip Willow'un tavrı ve Hester'ın eski gelinliğiyle ortaya çıkmasıyla sahne giderek garip bir görüntüye dönüşüyor. Aile, evlilik ve saygınlık kavramları burada biraz alaya da alınıyor. Bu nedenle düğünün huzurlu veya romantik görünmemesi metne uygun ama bana göre bu, sahnenin görsel olarak biraz daha belirginleşmesine engel değildi.

Oyunun en sevdiğim taraflarından biri müzikler oldu. İzlerken özellikle şarkı dikkatimi çekmişti. Sonradan bunun tek bir sahne için hazırlanmış bir parça olmadığını öğrendim. Vehbi Can Uyaroğlu'nun oyun için hazırladığı müzikler daha sonra Kediler Bataklığı'nda... (Orijinal Tiyatro Müzikleri) adıyla albüm olarak da yayımlanmış. Albümde "Kara Kuğu", "Düğün", "Kedi Kadın", "Rehber Ruh", "Yangın" ve "Hayalet" gibi oyunun farklı bölümlerine özel parçalar bulunuyor. Vokalde de İlknur Çayır yer alıyor.
Bir tiyatro oyunu için bu kadar kapsamlı özgün müzik hazırlanmasını güzel buldum. Üstelik şarkının hikayede de karşılığı var. Hester'ın annesi fiziksel olarak sahnede bulunmasa bile sesi ve şarkıları Hester'ın hafızasında yaşamaya devam ediyor. Bu şarkıların Hester'dan küçük Josie'ye uzanan bir tarafı da var. Böylece anne, kız ve torun arasında yalnızca travma değil, ses ve hafıza da aktarılıyor.

Oyuncu kadrosunda Melissa Yıldırımer, Hester Swane rolünde oyunun en yoğun performansını üstleniyor. Hester seyircinin kolayca taraf olabileceği bir karakter değil. Başlangıçta terk edilmiş ve haksızlığa uğramış bir kadına yakınlık duyarken oyun ilerledikçe geçmişte yaptıkları ve finalde aldığı kararlar bu yakınlığı sürekli bozuyor. Melissa Yıldırımer de karakterin sert taraflarını yumuşatmaya çalışmadan oynuyor. Öfkesi, çaresizliği, annesini hala bekleyen çocuk tarafı ve giderek kontrolünü kaybetmesi aynı karakterin içinde kalıyor.
Cem Engin'in canlandırdığı Carthage Kilbride ise yalnızca "Hester'ı terk eden kötü adam" olarak çizilmiyor. Onun Caroline ile evlenmesinde aşk kadar sınıf atlama, toprak sahibi olma ve daha rahat bir hayat kurma isteği de var. Cem Engin'in daha kontrollü oyunculuğu Hester'ın giderek yükselen duygularıyla iyi bir karşıtlık yaratıyor. Carthage sakin kaldıkça Hester'ın öfkesi daha görünür hale geliyor.
Deniz Bakacak'ın oynadığı Caroline Cassidy'nin klasik "diğer kadın" klişesine dönüşmemesini de sevdim. Hester'ın yerini alan kişi o ama yaşananların tamamının sorumlusu değil. Babasının gücü ve Carthage'ın seçimleri arasında Caroline da kendisine hazırlanmış bir hayatın içinde. Deniz Bakacak karakteri gereksiz biçimde sertleştirmeden oynadığı için Hester ile Caroline arasındaki karşılaşmalar basit bir kadınlar arası rekabete dönüşmüyor.
Şevket Suha Tezel'in Xavier Cassidy'si ise oyunda para ve mülkiyet meselesini en açık biçimde temsil eden kişi. Xavier için bataklık Hester'ın geçmişi ya da annesiyle bağı değil; sahip olunabilecek bir toprak. Şevket Suha Tezel'in sert ve mesafeli oyunculuğu da karakterin bu tarafını net biçimde gösteriyor.
Nagihan Gürkan'ın Bayan Kilbride'ı ise oyunun karanlık atmosferinde zaman zaman farklı bir enerji yaratıyor. Oğluna fazlasıyla düşkün, Hester'a karşı küçümseyici ve kendisini oldukça önemli gören bir kadın. Düğüne beyaz giyerek gelmesi karakteri anlatan en iyi ayrıntılardan biri. Özellikle oyunun genelinin bu kadar ağır ilerlediği düşünülünce Bayan Kilbride'ın daha grotesk anları benim için iyi bir nefes alanı oldu.
Dilara Büyükbayraktar'ın Kedi Kadın'ı oyunda en fazla aklımda kalan karakterlerden biri. Beden kullanımı ve konuşma biçimi karakteri diğer insanlardan hemen ayırıyor. Kör olmasına rağmen geleceğe dair şeyleri görebilen, ölülerle iletişim kurabilen ve bataklığın doğaüstü tarafına en yakın duran kişilerden biri. Karakterin gerçekten insan mı yoksa başka bir şeye mi daha yakın olduğu konusunda oluşan belirsizliği de sevdim.
Hasan Çınar Örnek'in Rehber Ruh'u kısa sürelerle görünmesine rağmen oyunun başını ve sonunu birbirine bağlayan karakter. Fazla korkutucu bir ölüm figürüne dönüştürülmemesi de hoşuma gitti. Biraz tuhaf, biraz komik ama aynı zamanda huzursuz edici bir hali var. Finalde tekrar ortaya çıktığında ilk sahnenin neden bu şekilde kurulduğunu daha iyi anlıyoruz.
İncinur Daşdemir'in Monica Murray'i, Hester'a tamamen karşı olmayan ama onun her davranışını da kabul etmeyen daha dengeli bir karakter. Oyunun içinde Hester'a dışarıdan bakabilmemizi sağlayan kişilerden biri. Diğer karakterlerin daha sert tavırları arasında Monica'nın daha gündelik ve tanıdık hali de hikayeye farklı bir ton katıyor.
Maya Güler'in Josie'si ise yetişkinlerin aldığı bütün kararların arasında kalan çocuk.
Carthage'ın evliliği, Hester'ın öfkesi, velayet kavgası ve ailelerin çatışması devam ederken Josie bunların hiçbirinin gerçek sorumlusu değil. Karakterin, Hester'ın annesi tarafından terk edildiği yaşla aynı yaşta olması da finali çok daha ağır hale getiriyor.
Erdinç Kılıç oyunda hem Joseph'in Hayaleti'ni hem de Rahip Willow'u canlandırıyor. İki karakter birbirinden oldukça farklı. Rahip Willow düğünün tuhaf ve yer yer komik havasını artırırken Joseph'in Hayaleti ortaya çıktığında Hester'ın geçmişinin en karanlık bölümlerinden biri açılıyor. Hester'ın yalnızca başına kötü şeyler gelmiş bir kadın olmadığını burada daha açık görüyoruz.

Erdinç Kılıç'ı bu oyunda görmek benim için ayrıca güzeldi. Benim sahnede izlediğim ilk tiyatro oyunu olan Tevafuk'ta da kendisi oynuyordu. Onu bu kez tamamen farklı bir işte tekrar görmek hoşuma gitti. Tanıdığım yüzleri başka oyunlarda yeniden gördüğümde oyuna karşı ilgimin arttığını fark ediyorum. Bir oyuncunun daha önce gördüğüm karakterinden çıkıp bambaşka bir role nasıl geçtiğini izlemek bana ayrıca izleme zevki veriyor.
Oyunun finaline geldiğimizde Hester artık kendi hayatında kendisine ait olduğunu düşündüğü hemen her şeyi kaybetmiş durumda. Carthage başka biriyle evlenmiş, evi ve yaşadığı toprak elinden gidiyor, kızının da kendisinden alınacağını düşünüyor. Ardından yaşadığı yeri yakıyor ve küçük Josie'yi öldürüyor.
Bu sahneyi yalnızca Carthage'dan alınan bir intikam olarak görmek bana artık yeterli gelmiyor. Hester kendi annesi tarafından terk edildiğinde yedi yaşındaydı ve Josie de yedi yaşında. Hester hayatının büyük bölümünü geri dönmeyen annesini bekleyerek geçirmiş. Kendi zihninde kızını arkasında bırakırsa Josie'nin de aynı bekleyişi yaşayacağını düşünüyor. Bu, yaptığı şeyi elbette haklı çıkarmıyor. Zaten finalin rahatsız edici tarafı da burada. Hester'a yapılanları anlayabiliyoruz ama onun yaptıklarını kabul etmek zorunda değiliz.
Josie'nin ardından Rehber Ruh yeniden geliyor ve Hester da ölümle karşılaşıyor. Oyunun başındaki kara kuğu, Rehber Ruh'un erken gelişi ve final böylece birbirine bağlanıyor. Başlangıçta dağınık görünen pek çok ayrıntının aslında Hester'ın son gününü haber verdiğini sonradan fark ediyoruz.
Benim oyuna dair en büyük sorunum ise bu finale gelene kadar geçen süredeydi. Yaklaşık 95 dakika çok uzun bir süre değilmiş gibi görünse de oyun bana olduğundan daha uzun hissettirdi. Bunun nedeni tek perde olması kadar, dramatik yoğunluğun neredeyse hiç düşmemesiydi. Bir olayın ağırlığı azalmadan başka bir ağır olay başlıyor. Anne travması, terk edilme, evden çıkarılma, velayet meselesi, geçmişteki cinayet, hayaletler, yangın ve ölüm arka arkaya geliyor.
Oyun yavaş ilerlerken duyguların sürekli yüksek kalması beni biraz yordu. Seyircinin rahatlayabileceği, karakterleri biraz daha sakin izleyebileceği bölümler oldukça az. Düğündeki grotesk anlar ya da bazı yan karakterlerin daha komik tarafları bunu zaman zaman kırıyor ama benim için yeterli olmadı. Birkaç bölüm daha kısa tutulsa ya da farklı tempolarda sahneler biraz daha fazla kullanılsa oyunun çok daha rahat akabileceğini düşünüyorum.
Dekor konusunda da benzer bir eksiklik hissettim. Minimal bir sahneleme tercih edilmesini anlayabiliyorum ancak oyunun adı olacak kadar önemli bir bataklığı sahnede daha fazla hissetmek isterdim. Büyük ve gerçekçi bir dekor gerekmiyor; zemin, ışık, sis, farklı dokular ya da birkaç hareketli sahne elemanı bile mekanın hissini güçlendirebilirdi. Özellikle düğün bölümünde sahnenin biraz daha değişmesi benim için oyunu görsel olarak da rahatlatabilirdi.

Bununla birlikte kalabalık kadroyu görmek yapımın sevdiğim taraflarından biri oldu. Son yıllarda daha az oyunculu işlere çok sık rastladığımız için bu kadar fazla karakterin aynı oyunda yer alması hoşuma gitti. Oyuna özel müzik hazırlanması ve bu müziklerin ayrıca albüm olarak yayımlanması da yapımın özenli taraflarından biri. Özellikle şarkıyı oyunu izlerken fark etmiş olmam ve sonradan bunun daha kapsamlı bir çalışmanın parçası olduğunu öğrenmem benim için güzel bir ayrıntıydı.
Her şeye rağmen oyun bittikten sonra hakkında araştırma yapma isteği uyandırması önemliydi. Kara kuğunun, bataklığın, Kedi Kadın'ın, Rehber Ruh'un ve finalin arkasındaki bağlantıları öğrendikçe metni daha fazla sevdim.
Ben oyunu The House Seat üzerinden izledim. Dijitalden izleme seçeneği özellikle sahnede kaçırdığım yapımlara ulaşmak açısından benim için güzel bir imkan. Yine de bu oyunun ışık, dekor ve oyuncuların fiziksel varlığı nedeniyle salonda daha farklı bir etki bırakabileceğini düşünüyorum. Nushu Tiyatro'nun güncel sahne takviminden oyunun yeni gösterimlerini takip etmek mümkün.
İzlenir mi? Bence evet. Özellikle karanlık tragedyaları, mitolojiyle bağlantılı metinleri, doğaüstü karakterleri ve ağır ilerleyen hikayeleri seviyorsanız çok daha kolay bağ kurabilirsiniz. Daha hızlı akan ve seyirciye zaman zaman nefes aldıran oyunları tercih ediyorsanız benim yaşadığım tempo sorununu siz de yaşayabilirsiniz. Benim için Kediler Bataklığı'nda..., izlerken bazı bölümlerinde uzaklaştığım ama üzerine okudukça yeniden düşünmeye başladığım bir oyun oldu. En çok da iki bin yıldan uzun süredir anlatılan Medea hikayesinin İrlanda'nın bataklıklarına, kara bir kuğuya, bir anne-kız hikayesine ve bambaşka bir tiyatro anlatısına dönüşmesini ilginç buldum.
UĞUR YELMEZ




Yorumlar