top of page

AFİFE

19 Eki
7 dakikada okunur

Afife Jale'nin Türk tiyatrosundaki yeri, sahneye çıkabilmek için verdiği mücadeleyle şekillendi. 1902 yılında İstanbul'da doğan Afife, 10 Kasım 1918'de Darülbedayi'nin sınavını kazanarak tiyatro eğitimi almaya başladı. 22 Nisan 1920'de Hüseyin Suat'ın Yamalar oyunuyla Kadıköy'deki Apollon Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. O dönemde Müslüman Türk kadınlarının tiyatro sahnesinde yer almasının önüne engeller konuyordu. Afife de 1921'de Darülbedayi'den uzaklaştırıldı. Sanatını icra edebilmek için verdiği mücadele, onu Türk tiyatrosunun öncü isimlerinden biri haline getirdi.

Afife Jale'nin yaşamını bir bale eseri üzerinden izlemek istememin nedeni de bu mücadeleydi. Yaşadığı baskıları, umutlarını ve zamanla değişen ruh halini sözler yerine dansla anlatmak nasıl mümkün olabilirdi? İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin Afife temsilinin sezon programında yer aldığını öğrendiğimde, bu hikayenin sahnede nasıl ele alındığını görmek istedim.



Müziği Turgay Erdener'e, librettosu ve koreografisi Beyhan Murphy'ye ait olan Afife, ilk kez 1998'de Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenmişti. İDOB, eseri 28 yıl sonra yeni prodüksiyonuyla yeniden seyirciyle buluşturdu. 10 Ekim 2026'da Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu'nda prömiyer yapan iki perdelik modern balenin orkestra şefliğini İbrahim Yazıcı üstleniyor. Dekor tasarımı Efter Tunç'a, kostüm tasarımı Bahar Korçan'a, ışık tasarımı Cem Yılmazer'e, video tasarımı ise Aisha Hajiyeva'ya ait. Böylece Afife'nin yaşamı yalnızca dansla değil, müzik ve farklı görsel anlatım unsurlarıyla da sahneye taşınıyor.


Eser, Afife'nin hayatını baştan sona kronolojik bir sırayla anlatmıyor. Hikaye, onun Bakırköy Akıl Hastanesi'nde geçirdiği son dönemi ve geçmişini hatırlayışını temel alıyor. Hastabakıcıları temsil eden üç gölge eşliğinde Afife'nin hayatındaki dört ayrı evreye tanık oluyoruz. Altın, Kırmızı, Mor ve Gümüş Afife olarak adlandırılan dört karakter; gençlik yıllarını, sahneye çıkma mücadelesini, maruz kaldığı baskıları ve giderek ağırlaşan ruhsal durumunu temsil ediyor. Geçmiş, anılar ve rüyalar üzerinden yeniden kurulurken hatırlananlar zamanla bir kabusa dönüşüyor. Eserin sonunda Afife, ilk aşkı Ziya'nın kollarında hayata veda ediyor.


İlk planım, Afife'yi prömiyerinde izlemekti. Ancak önceki sezondan izlemek için söz verdiğim bir tiyatro oyununun aynı tarihe denk gelmesi üzerine temsil tarihini değiştirmek zorunda kaldım. Ne var ki sonraki planım da beklediğim gibi ilerlemedi.



14 Ekim'de yaşanan sel felaketi nedeniyle temsile katılamadım. Buna rağmen o günkü gösteri iptal edilmedi. Ertesi gün, 15 Ekim'de ise hava koşulları daha iyi olmasına rağmen temsil iptal edildi. Bu durum, bir önceki gün sel nedeniyle temsile gidemeyen izleyicilerin neden mağdur edildiğini sorgulamama neden oldu. Ben de bilet ücretimin iade edilmesi için ilgili birimi aradım ancak gösteri gerçekleştiği için iade yapılamayacağı söylendi. Bu durum canımı sıksa da Afife'yi izlemekten vazgeçmedim ve sonunda 17 Ekim'deki temsile katıldım. Bu kez sahneye oldukça uzak bir yerde oturuyordum. Yine de uzun süredir merak ettiğim Afife'yi nihayet izleyebilmek beni mutlu etti.


Perde açıldığında sahnenin biraz yavaş ilerlediğini düşündüm. Ancak dansçıların hareketlerini izledikçe açılışın, Afife'nin zihnini ve düşünce akışını tanımamızı sağlayan bir bölüm olduğunu fark ettim. Dansçıların birbirinden farklı ama birbiriyle bağlantılı hareketleri bana beynimizdeki sinir ağlarını hatırlattı. Her biri ayrı bir hareket yapıyor, buna rağmen diğerleriyle uyum içinde kalıyordu. Bu hareketlilik, Afife'nin zihninin canlılığını düşündürüyordu. Ancak sahnedeki canlılık yalnızca neşeli bir dünyaya işaret etmiyordu. Renkli ve hareketli görüntünün altında, giderek karanlıklaşan ve ağırlaşan bir ruh hali de hissediliyordu. Ardından ana Afife karakteriyle birlikte onun geçmişiyle bugünü arasında yaşadığı gelgitlere tanık olmaya başladık.


Hastanedeki Afife'yi canlandıran Melike Manav, karakterin karamsarlığını, yorgunluğunu ve değişen ruh halini çok iyi yansıttı. Afife'nin geçmişe gidip geldiğini, kimi zaman kendi içinde kaybolduğunu sahnede hissedebiliyordum. Ona eşlik eden üç gölgeyi canlandıran Emre Karaca, Ahmet Şahin ve Taner Güngör de bu atmosferi güçlendirdi. Hareketleri ve sahnedeki varlıklarıyla Afife'nin zihninde olup bitenleri görünür kıldılar. Hikaye onun hayatındaki farklı dönemlere geçtikçe yalnızca yaşadıklarını değil, bu yaşantıların kendisinde bıraktığı izleri de izlediğimizi daha iyi anladım.


Altın Afife dönemine geçildiğinde sahnedeki atmosfer değişti. Bu bölümde Afife'nin gençliğini, Ziya ile yaşadığı mutlu günleri ve geleceğe dair umutlarını izledik. Berin Günay ve Matthew Solovieff, bu dönemin neşesini ve birbirlerine duydukları sevgiyi sahneye çok güzel taşıdı. Berin Günay'ı daha önce Romeo ve Juliet başta olmak üzere farklı temsillerde izleme fırsatım olmuştu. Dansını ve sahnedeki yorumunu beğendiğim sanatçılardan biri olduğu için Altın Afife rolünde onu izlemek ayrıca güzeldi. Bu rolün kendisine çok yakıştığını düşünüyorum. Afife'nin gençliğini, neşesini ve içindeki yaşama sevincini çok güzel yansıttı.


Matthew Solovieff de İDOB sahnesinde severek izlediğim, favori sanatçılarım arasında yer alan isimlerden biri. Ziya karakterini yalnızca dans figürleriyle değil, yüz ifadeleri, jestleri ve mimikleriyle de canlandırması çok hoşuma gitti. Afife ile geçirdiği mutlu zamanları sahnede gerçekten hissettirdi. Berin Günay ile uyumları da çok iyiydi. İkisini birlikte izlemek ve Afife'nin hayatındaki bu mutlu döneme tanık olmak benim için büyük bir keyifti.


Kırmızı Afife dönemine geçildiğinde sahnedeki atmosfer yeniden sertleşti. Afife'nin Yamalar ile sahneye çıkmasının ardından yaşadığı baskılar ve Mehmet Ali ile arasındaki çatışma bu bölümde öne çıkıyordu. Büşra Ay ve Alican Güçoğlu'nu izlerken zaman zaman bir bale gösterisinden çok, iki karakterin karşı karşıya geldiği sert bir mücadeleye tanık olduğumu hissettim. Hareketlerin keskinliği ve aralarındaki gerilim, bu çatışmayı sahnede oldukça etkili bir biçimde yansıtıyordu.


Büşra Ay, Afife'nin duygusal yönünü ve kendisine dayatılan koşullara karşı mücadelesini çok iyi hissettirdi. Alican Güçoğlu ise Mehmet Ali'nin otoriter tavrını sahnedeki duruşuyla güçlü bir şekilde yansıttı. Kostümü de karakterin bu yönünü destekliyordu. İkisini birlikte izlemek, Afife'nin içinde bulunduğu baskıyı ve bu baskıya karşı verdiği mücadeleyi daha yakından hissetmemi sağladı. Büşra Ay'ın yansıttığı direniş ile Alican Güçoğlu'nun sahneye taşıdığı otorite arasındaki karşıtlığı başarılı buldum.



Mor Afife dönemi, temsil boyunca en sevdiğim bölümlerden biri oldu. Deniz Kılınç Tunçeli ve Arda Erkara'nın bu bölümdeki yorumlarını beğendim. Afife'nin mücadelesinin sona ermediğini, ancak yaşadığı baskıların giderek daha çok ruhsal bir mücadeleye dönüştüğünü hissettim. Dansların daha yumuşak bir akışa sahip olması ve karakterler arasındaki ilişkinin hareketlerle anlatılması hoşuma gitti.



Mor rengin sahneye hakim olması ve ışıkların bu renkle bütünleşmesi, görsel açıdan etkileyici bir atmosfer yaratıyordu. Dansçıların hareketleri ve sahne tasarımı bir araya geldiğinde zaman zaman bir film sahnesi izliyormuşum gibi hissettim. Dansın ve görsel anlatımın birbirini tamamlaması, bu bölümü benim için ayrıca keyifli hale getirdi.


Arda Erkara'nın Doktor Suat yorumunu da beğendim. Karakteri hareketleri ve sahnedeki duruşuyla yansıtma biçimi hoşuma gitti. Deniz Kılınç Tunçeli ile yer aldıkları sahnelerde karakterler arasındaki ilişkiyi dans üzerinden takip etmek de bu bölümü izlemeyi benim için daha keyifli kıldı.



Gümüş Afife döneminde, Afife'nin tükenmişliğine, yorgunluğuna ve hayatının sonuna yaklaşırken yaşadığı ruhsal çöküşe tanık olduk. Daha önce farklı temsillerde izleyip performansını beğendiğim Berfu Elmas'ı, Selahattin Pınar karakteriyle ilk kez canlı izlediğim Batur Büklü ile görmek benim için ayrıca güzeldi. İkisini sosyal medyada sık sık birlikte dans ederken görüyordum. Bu kez sahnede izlemek ve karakterler arasındaki ilişkiyi nasıl yorumladıklarını görmek benim için keyifli bir deneyim oldu.



Berfu Elmas, Afife'nin artık mücadele edecek gücünü kaybetmiş, yorgun ve kırılgan halini çok iyi yansıttı. Batur Büklü de Selahattin Pınar'ın Afife ile ilişkisini ve ona karşı tutumunu başarılı bir şekilde sahneye taşıdı. Aralarındaki koreografinin sertliği, karakterler arasındaki gerilimi hissetmemizi sağlıyordu. İkisinin de duyguları beden hareketleriyle anlatma biçimini beğendim. Berfu Elmas'ın yorumunu izlemek, Afife'nin yaşadığı tükenmişliği sahnede hissetmek açısından benim için etkileyiciydi.


Gümüş Afife'nin Ziya ile gerçekleştirdiği son dans, temsilin en duygusal anlarından biriydi. Matthew Solovieff'in Ziya karakteriyle Afife'ye eşlik ettiği bu sahnede, iki karakter arasındaki ilişki dans aracılığıyla etkileyici bir şekilde aktarılıyordu. Dansın ardından Afife'nin Ziya'nın kollarında hayata veda etmesi, finalin duygusunu daha da yoğunlaştırıyordu. Matthew Solovieff'in sahnedeki yorumu da temsil sona erdikten sonra aklımda kalan anlar arasındaydı.



Dört Afife dönemini izledikten sonra toplu dansların anlatıma nasıl katkı sağladığını da düşündüm. Dansçıların birlikte hareket etmeleri, Afife'nin zihnindeki insanları, anıları ve yaşadığı karmaşayı sahneye taşıyordu. Bu nedenle yalnızca danslara değil, kullanılan tüllere ve dansçıların yüzlerinin örtülmesine de dikkat ettim.


Başlangıçta yüzlerin tül ya da kumaşla kapatılması beni biraz rahatsız etmişti. Çünkü sahnede izlediğim sanatçıları tanımayı, yüz ifadelerini görmeyi ve hareketleri kimin yaptığını takip etmeyi seviyorum. Yüzler örtüldüğünde bunları seçmek benim için zorlaşıyordu. Ancak temsil ilerledikçe bu tercihe farklı bir açıdan bakmaya başladım.


Afife'nin geçmişini hatırlamaya çalıştığını düşündüğümde, yüzlerin örtülü olması benim için daha anlamlı hale geldi. Belki de bu tercih, Afife'nin geçmişindeki insanları artık bütün ayrıntılarıyla hatırlayamamasını anlatıyordu. Tüller, örtülerin altındaki bedenler ve birbirine karışan hareketler, anılarındaki bulanıklığı sahneye taşıyor gibiydi. Başlangıçta beni rahatsız eden yüzlerin örtülmesi, bu açıdan baktığımda sahnedeki anlatımı anlamlı bulmamı sağlayan bir ayrıntıya dönüştü. Afife'nin zihnindeki boşlukları ve geçmişiyle bugünü arasındaki belirsizliği bu yolla hissetmek, sahnelemeye bakışımı değiştirdi.



Her Afife döneminin farklı renklerle anlatılması ve ışık tasarımının bu değişime eşlik etmesi eserin görsel anlatımını güçlendiriyordu. Renkler, karakterleri birbirinden ayırmanın yanı sıra her dönemin duygusunu da yansıtıyordu. Dekor ve ışığın bu anlatımla uyumlu olması, sahnedeki atmosferin değişimini daha belirgin hale getiriyordu. Tüm bu unsurların birbirini tamamlaması, eserin görsel dünyasını benim için daha etkileyici kıldı.


Eserde en beğendiğim unsurlardan biri de Turgay Erdener'in müziğiydi. Özellikle kanun sesinin kullanılması çok hoşuma gitti ve esere Türk müziğinin tınılarını taşıdı. Bale eserlerinde farklı müzik anlayışlarıyla karşılaşmaya alışkın olduğumuz için Afife gibi Türk tiyatro tarihinde önemli bir yere sahip olan bir sanatçının hayatını anlatan eserde kanun sesini duymak benim için ayrıca güzeldi. Müziğin bu yönü, sahnede anlatılan hikayeyle kurduğum bağı da güçlendirdi.


Kostümleri de çok beğendim. Daha önce klasik bale eserlerinde izlediğim erkek solistleri bu kez gömlek, yelek ve kumaş pantolonlardan oluşan kostümler içinde görmek hoşuma gitti. Bu kıyafetlerin karakterlerin sahnedeki duruşuyla bütünleşmesini başarılı buldum. Kadın dansçıların kostümleri ise dönemin giyim tarzını yansıtarak hikayenin geçtiği yılları hissettiriyordu. Kumaş seçimlerinden kesimlere kadar ayrıntılara gösterilen özen dikkatimi çekti.



Video tasarımını üstlenen Aisha Hajiyeva'nın çalışmalarını da ayrıca anmak istiyorum. Kendisi, işlerini severek takip ettiğim ve yaptığı çalışmaları beğendiğim sanatçılardan biri. Özellikle sahnede atmosfer kurma ve videografiyi eserin anlatımına dahil etme biçimini başarılı buluyorum. Afife'de kullanılan görüntüler de sahnenin atmosferini belirleyen önemli unsurlardandı. Diğer tasarım öğeleriyle birlikte çalışarak sahnede gördüğümüz dünyayı tamamlıyorlardı. Çalışmalarında kendi yaklaşımını hissedebildiğim ve görsel anlatımını keyifle izlediğim için sanatçının yer aldığı gösterileri takip etmeye çalışıyorum.


Bir temsili salondan izlerken sahnedeki her ayrıntıyı görmek her zaman mümkün olmuyor. Sahneye uzak oturduğum için bazı dansçıların hareketlerini ve küçük ayrıntıları seçmekte zorlandım. Murat Dürüm'ün fotoğrafları sayesinde temsil sonrasında bu anlara yeniden dönme fırsatı buldum. Gökyüzü Güncesi'nde kullandığım Afife fotoğraflarının da kendisine ait olduğunu belirtmek isterim. Murat Dürüm'ün sahne fotoğrafçılığını özellikle başarılı buluyorum. Hareketin en etkileyici anını yakalaması, dansçıların beden dilini ve sahnedeki görsel bütünlüğü fotoğraflarına yansıtması, işini ne kadar özenli yaptığını gösteriyor. Onun kareleri, sahnede olup biteni yalnızca kaydetmekle kalmıyor; temsilin ayrıntılarını ve dansçıların sahne üzerindeki emeğini daha yakından görebilmemizi de sağlıyor.



Bir temsili izlerken solist sanatçıların yanı sıra toplu danslarda yer alan dansçıların emeğine de dikkat ediyorum. Afife'de sahnede gördüğüm ancak oturduğum yerden yüzlerini tek tek seçemediğim bazı dansçıları, sonradan paylaşılan fotoğraflar sayesinde tanıma fırsatı buldum. Naz Özakıncı, Aslı Ulu, Hazal Çoruk Tunay ve Ozan Akgün de bu temsilde adlarını özellikle anmak istediğim sanatçılar arasında.


Kadronun tamamına ulaşamadığım için sahnede yer alan herkesin ismini yazamıyorum. Yine de yazılarımda yalnızca solistlere değil, toplu danslarda yer alan sanatçılara da yer vermeye çalışıyorum. Çünkü benim için bir temsilde emeği geçen sanatçıların, üstlendikleri rolün büyüklüğünden bağımsız olarak yaptıkları işle anılması önemli. Afife'de emeği geçen ve adını burada sayamadığım diğer dansçılar da dahil olmak üzere, bu gösteride yer alan bütün sanatçıların emeğine sağlık.



Genel olarak Afife'yi hiç sıkılmadan izledim. Dansçıların yorumlarından müziğe, kostümlerden dekor ve ışık tasarımına kadar pek çok ayrıntıyı beğendim. Özellikle dört Afife döneminin farklı renklerle anlatılması ve video tasarımının sahnedeki atmosferi desteklemesi hoşuma gitti. Açılışı ilk anda biraz yavaş bulsam da ilerleyen bölümlerde bu tercihin hikayeyle ilişkisini daha iyi anladım. Afife'nin yaşamını, mücadelesini ve ruhsal değişimini anlatan bir eserin bu tempoda ilerlemesini doğal buldum.


Afife, uzun süredir merak ettiğim bir eser olarak beklentilerimi karşıladı. Dansçıların yorumlarından müziğe, kostümlerden dekor, ışık ve video tasarımına kadar pek çok unsurdan keyif aldım. Afife Jale'nin yaşamını ve mücadelesini dans aracılığıyla izlemek, onun hikayesini farklı bir sanat dalının anlatımıyla tanımak açısından benim için ayrıca değerliydi. Tüm bunları bir arada düşündüğümde, Afife'yi kesinlikle izlemenizi öneriyorum.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page