NEDERLANDS DANS THEATER

Gösterim bilgisi: 27-28 Kasım 2026, Zorlu PSM Turkcell Sahnesi. Yaklaşık 120 dakika süren gösteride bölümler arasında ara veriliyor.
İstanbul Tiyatro Festivali’nde açıklanan ilk yapımlardan biri, alıştığımız anlamda karakterleri ve olay örgüsü bulunan bir tiyatro oyunu değil. Dünyanın en önemli çağdaş dans topluluklarından Nederlands Dans Theater’ın genç topluluğu NDT 2, üç farklı koreografın çalışmalarını bir araya getiren bir programla İstanbul’a geliyor.
NDT 2, yalnızca genç dansçıların sahne deneyimi kazanması için oluşturulmuş bir hazırlık topluluğu olarak görülmemeli. Jiří Kylián tarafından 1978 yılında kurulan ekip, zaman içinde çağdaş dansın yeni sanatçılarını ve koreograflarını yetiştiren önemli merkezlerden birine dönüştü. Dansçıların teknik gücü kadar sahne üzerindeki kişilikleri, hareketlere getirdikleri yorum ve duygusal anlatımları da topluluğun çalışmalarında belirleyici oluyor.

İstanbul’da sahnelenecek programın ilk bölümünde Marco Goecke’nin The Big Crying adlı koreografisi yer alıyor. Goecke’nin babasının ölümünün ardından hazırladığı eser, yas duygusunu sessiz ve hareketsiz bir dönem olarak ele almıyor. Dansçıların hızlı, keskin ve parçalı hareketleri, kaybın insanın bedeninde yarattığı huzursuzluğu görünür hale getiriyor. Yasın yalnızca içe kapanmak değil, zaman zaman bedenden taşan ve kontrol edilemeyen bir enerji olduğunu düşündürüyor.
İkinci bölümde Jiří Kylián’ın Sleepless adlı eseri sahnelenecek. Bilinç ile bilinçaltı arasındaki geçişlere odaklanan koreografi, uykusuzluk anlarında zihnin aldığı biçimlerden ve ressam Lucio Fontana’nın tuvalleri keserek yüzeyin arkasındaki alana ulaşma çabasından etkileniyor. Dansçıların karanlık alanlardan belirip yeniden kaybolduğu sahne düzeni, rüya ile gerçeklik arasında kalan bir dünyanın kapısını aralıyor.

Programın son bölümünde ise Noé Soulier’nin yeni çalışması yer alacak. Eserin bütün ayrıntıları prömiyerinin ardından ortaya çıkacak olsa da Soulier’nin gündelik hareketlere ve insan bedeninin gerçekleştirdiği basit eylemlere odaklandığı biliniyor. Bu bölümde hareket, bir hikaye anlatmak için kullanılan araç olmaktan çıkarak doğrudan araştırılan konu haline geliyor.
Benim bu programla ilgili en çok merak ettiğim taraf, birbirinden oldukça farklı üç koreografın beden üzerinden kurduğu dünyaları aynı akşam içinde görebilecek olmamız. Bir eserde dans yasın dili olurken diğerinde bilinçaltının karanlık bölgelerine açılıyor. Son bölümde ise hareketin kendisi inceleniyor.

Çağdaş dansa mesafeli duran ya da bu alanda fazla bilgisi olmadığını düşünen seyirciler için de iyi bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum. Çünkü program, çağdaş dansın yalnızca zor ve etkileyici hareketlerin arka arkaya sıralandığı bir gösteri olmadığını ortaya koyuyor. Bedenin kelimeler olmadan duygu, düşünce ve hikaye taşıyabildiğini gösteriyor.
NDT 2’nin uzun bir aranın ardından yeniden İstanbul’a gelecek olması da gösteriyi festivalin dikkat çeken etkinliklerinden biri haline getiriyor. Aynı gece içinde üç farklı anlatım biçimini görmek ve çağdaş dansın farklı kuşaklar boyunca nasıl değiştiğine tanıklık etmek isteyenler için kaçırılmaması gereken bir program olduğunu düşünüyorum.
UĞUR YELMEZ




Yorumlar