top of page

LİMONCELLO


İtalya, uzun zamandır yalnızca görmek istediğim bir ülke değil; mutfağıyla, malzemeleriyle ve sofraya bakışıyla da merak ettiğim bir yer. Makarnası, domatesi, zeytinyağı ve limonları bana hep belli bir yaşam keyfini hatırlatıyor. Limoncello da uzun süre bu merakın içinde duran, marketlerde pek karşıma çıkmadığı için tadını öğrenemediğim içkilerden biriydi.


İlk bakışta oldukça sade bir içki gibi görünüyor. Limon kabuğu, alkol, su ve şekerden hazırlanıyor. Fakat limoncello’nun asıl karakterini limon suyu değil, kabuğun içinde bulunan aromatik yağlar oluşturuyor. Kabuklar alkolün içinde bekledikçe rengini, kokusunu ve aromasını sıvıya bırakıyor. Ortaya da limonun yalnızca ekşiliğini değil, kabuğunu elinize aldığınızda duyduğunuz o taze kokuyu taşıyan yoğun bir içki çıkıyor.



Limoncello denildiğinde akla özellikle Güney İtalya’daki Sorrento Yarımadası, Amalfi kıyıları ve Capri geliyor. Bölgenin güneş alan yamaçlarında yetişen limonlar kalın kabukları, güçlü kokuları ve yoğun aromalarıyla tanınıyor. Amalfi kıyılarındaki uzun ve iri Sfusato Amalfitano ile Sorrento çevresinde yetişen Ovale di Sorrento, limoncello ile özdeşleşen en bilinen limon türleri arasında.


Bu limonlar yalnızca bir tarım ürünü değil, bölgenin manzarasının da parçası. Dik yamaçlara kurulmuş teraslarda, denize bakan bahçelerde yetişiyorlar. Sorrento’da limon ağaçlarını rüzgardan ve soğuktan korumak için geleneksel örtülerin altında yetiştirme yöntemleri kullanılıyor. Bu yüzden limoncello’yu yalnızca bir içki olarak değil, o kıyıların ikliminin, toprağının ve gündelik hayatının şişelenmiş hali olarak düşünmek mümkün.


Limoncello’nun tam olarak nerede ve kim tarafından ortaya çıkarıldığı ise kesin olarak bilinmiyor. Sorrento, Amalfi ve Capri bu içkinin doğduğu yerin kendileri olduğunu savunuyor. Capri’de anlatılan en bilinen hikayelerden biri, 1900’lerin başında pansiyon işleten Maria Antonia Farace’nin bahçesindeki limonlardan likör hazırlamasına dayanıyor. Tarifin ailesinde kuşaktan kuşağa geçtiği ve yıllar sonra ticari olarak üretilmeye başlandığı söyleniyor.



Sorrento’da varlıklı ailelerin misafirlerine ev yapımı limon likörü ikram ettiği, Amalfi kıyılarında ise balıkçıların ve çiftçilerin soğuk sabahlarda limonlu içkiler tükettiği anlatılıyor. Bazı hikayeler tarifi manastırlara kadar götürüyor. Ancak bunların hangisinin gerçek, hangisinin zaman içinde büyüyen bir yerel anlatı olduğunu ayırmak kolay değil. Belki de limoncello’nun çekiciliğinin bir kısmı buradan geliyor. Tek bir kişiye ya da tek bir yere ait olmaktan çok, bütün bir kıyının ortak hatırası gibi duruyor.


Limonun Akdeniz kültüründeki yeri düşünüldüğünde, limoncello’nun etrafında mitolojik çağrışımlar oluşması da şaşırtıcı değil. Yunan mitolojisindeki Hesperidlerin Bahçesi’nde korunan altın meyveler, sonraki dönemlerde sık sık turunçgillerle ilişkilendirilmiş. Bu meyvelerin doğrudan limon olduğunu söylemek doğru olmasa da güneş altında parlayan sarı meyvelerle dolu uzak bir Akdeniz bahçesi fikri, Amalfi’nin limon teraslarını hatırlatıyor.


Bugün limoncello, Güney İtalya’da yemek sonrasında sunulan en bilinen içkilerden biri. Genellikle buz gibi soğutulmuş küçük bardaklarda içiliyor. Sindirime yardımcı olduğuna inanılan yemek sonrası içkileri arasında görülse de onun asıl güzel yanı, yemeğin bittiğini hemen kabul etmeyen bir ikram olması. Sofra toplanmaya başlasa bile sohbetin biraz daha sürmesini sağlıyor.



Benim limoncello ile tanışmam ise İtalya’da değil, kendi mutfağımda oldu. Uzun zamandır tatmak istememe rağmen çevremde kolayca bulamıyordum. Sonunda hazır bir şişe aramak yerine kendim yapmaya karar verdim. Etil alkol kullanmak istemediğim için votkayı tercih ettim. Limonları seçerken de kabuklarının kalın, kokulu ve mümkün olduğunca aromatik olmasına dikkat ettim.


Kabukları ince şekilde soyup büyük cam kavanozlara doldurdum ve üzerlerine votka ekledim. Beyaz kısımları mümkün olduğunca almamaya çalıştım; çünkü bu bölüm içkinin acılaşmasına neden olabiliyor. Kavanozları yaklaşık üç hafta boyunca açmadan beklettim ve her gün bir kez salladım. Zaman geçtikçe şeffaf votkanın yoğun ve parlak bir sarıya dönüşmesini izlemek, hazırlığın en keyifli taraflarından biriydi.


Üç haftanın sonunda kabukları süzüp sıvıyı birkaç kez filtreden geçirdim. Ardından hazırladığım şeker şurubuyla karıştırarak cam şişelere doldurdum ve birkaç gün daha dinlenmeye bıraktım. Burada ayrıntılı bir tarif vermiyorum; çünkü limonun aromasından kullanılan votkanın oranına, bekleme süresinden ne kadar tatlı sevildiğine kadar pek çok şey sonucu değiştiriyor. Tarifini merak edenler bana DM üzerinden yazabilir.



İlk denememi geçen yıl bir litre votkayla yapmıştım. Sonucu beklediğimden çok daha fazla sevince bu yıl miktarı iki litreye çıkardım. Şişelerin bir kısmını kendime ayırdım, bir kısmını da arkadaşlarıma hediye ettim. İzmir’deki arkadaşıma da götürdüm. Böylece yalnızca tadını merak ettiğim için başladığım bu hazırlık, her yaz tekrar ettiğim küçük bir alışkanlığa dönüştü.


Ben limoncello’yu bol buz, birkaç limon dilimi ve biraz limon suyuyla içmeyi seviyorum. Daha hafif olsun istenirse sade sodayla karıştırılabilir; nane ya da fesleğen gibi aromalarla farklı şekillerde de denenebilir. Fakat benim için en güzel tarafı, sıcak bir yaz akşamında dolabı açtığımda önceden hazırladığım soğuk bir şişenin orada durduğunu bilmek.


Bazen arkadaşlarla uzun bir sohbetin ortasında, bazen de evde yalnız geçirilen sakin bir akşamda bir bardak limoncello sıradan bir anı biraz daha keyifli hale getiriyor. Üstelik kendi ellerinizle hazırladığınız ve sevdiklerinize şişe şişe dağıttığınızda, yalnızca bir içki olmaktan çıkıp paylaşmanın da parçası oluyor.



Belki bir gün limoncello’yu Amalfi kıyılarında, denize bakan küçük bir masada içme fırsatım olur. Belki Sorrento’nun limon bahçelerini gezer, orada yetişen kalın kabuklu limonlarla kendi limoncello’mu yeniden yaparım. Şimdilik İtalya’yla aramdaki mesafeyi mutfağımdaki kavanozlar, limon kokusu ve arkadaşlarıma verdiğim sarı şişelerle biraz olsun kısaltıyorum.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Instagram

@gokyuzuguncesiblog

© Gökyüzü Güncesi – Tüm hakları saklıdır.

bottom of page