CHIBINEKO MUTFAĞI: TARİFLERİN ARASINA GİZLENEN HAYAT
- Uğur Yelmez
- 24 Oca
- 3 dakikada okunur

Bazı kitaplar kapağını bir yemek tarifiyle açar, ama birkaç sayfa sonra anlarız ki aslında anlatılan şey bambaşkadır. Chibineko Mutfağı da tam böyle bir yerde duruyor. Yuta Takahashi, mutfağı yalnızca yemek pişirilen bir alan olmaktan çıkarıp hafızanın, özlemin, yüzleşmelerin ve sessiz teşekkürlerin sahnesine dönüştürüyor. Okurken sık sık şunu düşündüm, elimdeki kitap bir tarif kitabı mı, yoksa gecikmiş duyguların, söylenememiş cümlelerin, ertelediğimiz hislerin listesi mi?
Kitabı ilk elime aldığımda kapaktaki sıcaklık dikkatimi çekti. Sanki mutfağın kapısı aralanmış, içeriden buharla karışık bir ışık sızmış gibiydi. Sayfaları açtıkça bu his daha da güçlendi. Her tarif, sadece hangi malzemelerin ne kadar kullanılacağını anlatmıyor, aynı zamanda kimin için, hangi zamanda ve hangi ruh hâliyle hazırlandığını da hissettiriyordu. Bu dünyada hiçbir yemek sadece karnı doyurmak için yapılmıyordu. Her tabağın arkasında bir yüz, bir anı, bir eksiklik, bazen de bir telafi çabası vardı.
En çok tariflerin arasına serpiştirilen küçük duygusal kırıntılarda kaldı gözüm. Bir çorbanın içine karışan özlem, basit görünen bir omletin üzerinde gezen sessizlik, tatlının tam ortasına saklanmış bir çocukluk hatırası… Yazar, mutfakta olup biten her şeyi hayatın içinden çekip çıkarıyor. Bir tencerenin başında beklerken zihinden geçen düşünceleri, yemek pişerken mutfağa yayılan kokuyla beraber ortaya çıkan geçmiş sahnelerini, sofraya oturduğumuzda aslında neyi paylaşamadığımızı ya da neyi sessizce paylaştığımızı görünür kılıyor.

Chibineko Mutfağı, yalnızca mutfağın içini anlatmıyor, aynı zamanda iç dünyamıza açılan bir kapı gibi çalışıyor. Tariflerin satır aralarından eski konuşmalar, yarım kalmış cümleler, söylenememiş özürler ve bir türlü zamanında dile gelmeyen teşekkürler sızıyor. Mutfak burada sadece yemek yapılan yer değil. Bazen duyguların tek güvenli alanı, bazen konuşulamayanların başka bir dile çevrildiği yer. Sözcüklerle anlatamadığımız şeyleri, bir tabak yemeğin üstüne bırakıyoruz sanki.
Yazarın dili bu duygusallığın önemli bir parçası. Ne abartılı bir süslülüğe sapıyor ne de yapay bir sadeliğin arkasına saklanıyor. İçten ve samimi bir anlatım var. Sanki sevdiğiniz biriyle aynı mutfakta duruyorsunuz, o bir yandan yemek yaparken bir yandan da hayatından bahsediyor. Okurla arasına mesafe koymayan, yukarıdan konuşmayan bir ses bu. Tarifleri anlatırken, tarifin kendi kadar o yemeği pişiren kalbe de odaklanıyor. Çünkü kitabın dünyasında, bir yemeğin sırrı sadece kıvamında değil, kim için ve hangi niyetle pişirildiğinde gizli.

Kitap bittiğinde mutfağa koşup hemen bir şeyler pişirmek istemedim. Önce durup düşündüm. En son kimin için yemek hazırlamıştım? Hangi sofrada sessizce sevildiğimi hissetmiştim? Hangi tabakta, tek kelime edilmeden “sen önemlisin” denmişti bana? Bu sorular kitabın içinden çıkıp okurun zihnine yerleşen, kolay kolay da unutulmayan sorular. Çünkü Chibineko Mutfağı, tariflerin arasına sadece malzeme değil, insanın kendine, başkalarına ve geçmişine bakışını da yerleştiriyor.
Kitabın en büyüleyici tarafı, bizi unuttuğumuz bir dile geri çağırması. Annemizin mutfakta telaşla bir şeyler hazırlarken bize dönüp attığı o kısa bakışın diline mesela. Ya da yalnız yaşadığımız bir evde, sırf kendimiz için hazırladığımız sade bir yemeğin sessizliğine. Yuta Takahashi, bir tabak yemeğin etrafına toplanan bütün bu küçük anları ciddiye alıyor. Kimi zaman bir vedanın arka planında hazırlanmış bir öğünü, kimi zaman yeni bir başlangıcın masasına konan tabağı, kimi zaman da hiç söylenmemiş bir “özür dilerim”in yemeğe dönüşmüş hâlini karşımıza çıkarıyor.

Bu yüzden Chibineko Mutfağı, klasik anlamda “yemek temalı bir roman”ın ötesine geçiyor. Yemek, burada hem bahane hem araç. Asıl mesele, duyguların farklı bir dil bulması. İçimize gömülmüş, üstü yıllarca örtülmüş hisler, mutfağın sıcak ışığında yavaş yavaş çözülüyor. Kitabı okurken, kimi tarifler midede değil, kalpte sindiriliyormuş gibi geliyor.
Chibineko Mutfağı’nı benim için özel kılan şey, bu sakin ama derin etkisi. Büyük dramalar, çarpıcı sürprizler, sert çatışmalar yok. Onun yerine küçük ve gündelik anlar var. Tek başına yenilen bir öğle yemeği, apar topar kurulan bir sofra, uzun zamandır görüşmediğin biri için hazırlanan sade bir tabak, kimsenin görmediği ama içten içe çok şey anlattığın o küçük mutfak jestleri… Yazar, bütün bunların değerini hatırlatıyor. Hayatın tam da bu basit görünen anlardan oluştuğunu gösteriyor.
Kitabı kapattığımda kendimi şöyle bir yerde buldum. Ne tamamen mutfakta ne tamamen geçmişteydim. İkisinin arasında, hafif bir buharın içinde hem doymuş hem biraz daha acıkmış gibiydim. Ama bu açlık karınla ilgili değil, iç dünyayla ilgili bir açlıktı. Daha çok hatırlama, daha sahici paylaşma, daha özenli pişirme isteği. Belki de Chibineko Mutfağı tam olarak bunu yapıyor. Okuru sadece bir hikâyeye değil, kendi hayatına da yeniden bakmaya çağırıyor.

Sonuçta Chibineko Mutfağı, yemek tarifleri kılığına girmiş bir duygu kitabı. Mutfağın dar alanında dolaşırken aslında kendimizin etrafında dolaşıyoruz. Kimin için pişirdiğimizi, kimler için çaba gösterdiğimizi, kimi ne zamandır ihmal ettiğimizi fark ediyoruz. Ve belki en önemlisi, bazen tek başımıza hazırladığımız küçük bir yemeğin bile, kendi kendimize gösterdiğimiz bir şefkat olduğunu hatırlıyoruz.
Bu yüzden bu kitabı okurken acele etmemek gerekiyor. Tıpkı kısık ateşte pişen bir yemek gibi, ağır ağır sindirilmesi gereken bir metin bu. Her tarifte, her sahnede, her küçük ayrıntıda saklı bir hatıra var. Kapağını kapattığınızda mutfağa gidip bir şey pişirip pişirmemek size kalmış, ama içinizde bir yerin ısındığını hissetmeniz çok muhtemel.
UĞUR YELMEZ




Yorumlar