AFİFE JALE

Bugün bir kadının sahneye çıkmasını, oyuncu olmasını, dans etmesini ya da hayatını sanatla kurmak istemesini olağan karşılıyoruz. Biraz geriye gittiğimizde ise sahneye adım atmanın bile başlı başına bir mücadele olduğu bir dönemle karşılaşıyoruz. Afife Jale’nin hikayesi de tam burada başlıyor.
1902 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Afife, henüz çok gençken tiyatroya yöneliyor. 1918’de Darülbedayi’ye kabul edilen ilk Müslüman Türk kadınlardan biri oluyor ve bütün baskılara rağmen orada kalmakta ısrar ediyor. Bir süre sahne arkasında çalıştıktan sonra Hüseyin Suat’ın “Yamalar” oyunundaki Emel rolüyle seyirci karşısına çıkıyor. “Jale” adını da sahnede kullanmaya başlamasıyla bugün bildiğimiz Afife Jale doğuyor.
Ancak onun için sahneye çıkmak yalnızca bir rolü oynamak anlamına gelmiyor. Müslüman kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu bir dönemde tiyatro yapmaya çalışıyor; polis baskınlarıyla karşılaşıyor, gözaltına alınıyor ve sonunda Darülbedayi’den uzaklaştırılıyor. Buna rağmen farklı topluluklarla sahneye çıkmaya ve tiyatronun içinde kalmaya devam ediyor. Bugün Afife Jale’yi yalnızca “ilk” olduğu için değil, sahnede var olabilmek için gösterdiği ısrar nedeniyle de hatırlıyoruz.
Belki de hikayesinin bugün hala bu kadar güçlü gelmesinin nedeni burada. Afife’nin hayatına baktığımızda karşımızda kusursuzlaştırılmış bir sanatçı portresinden çok daha fazlası var. Çok genç yaşta büyük bir tutkuyla sahneye tutunan, karşısına çıkan engellere rağmen bundan vazgeçmeyen ve kişisel hayatında da ağır bedeller ödeyen bir kadın görüyoruz. Onun sahneyle kurduğu ilişkinin üzerinden yüz yılı aşkın zaman geçmiş olsa da isminin bugün hala tiyatro ve sahne sanatlarıyla birlikte anılması tesadüf değil.
Şimdi Afife Jale’nin hikayesi, bu kez beden ve hareket üzerinden yeniden sahneye taşınıyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 2026–2027 sanat sezonunda “Afife” adlı yeni modern bale prodüksiyonuyla seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Libretto ve koreografisi Beyhan Murphy’ye, müziği Turgay Erdener’e ait olan eser; dekor tasarımında Efter Tunç, kostüm tasarımında Bahar Korçan, ışık tasarımında Cem Yılmazer ve video tasarımında Aisha Hajiyeva imzasını taşıyor. Yaklaşık 90 dakika sürecek yapım, Afife Jale’nin hayatından yola çıkarak onun sahneyle, özgürlükle ve kendi varlığıyla kurduğu ilişkiyi modern balenin diliyle anlatacak.
Benim en çok ilgimi çeken tarafı da tam olarak bu. Afife Jale’nin hayatını anlatan bir tiyatro oyunu ya da biyografik bir yapım izlemek başka; onun yaşadıklarının kelimelerden büyük ölçüde arındırılarak beden, müzik, hareket, ışık ve koreografi üzerinden nasıl karşılık bulacağını görmek başka olacak. Özellikle hayatının sert, kırılgan ve sahneye sıkı sıkıya bağlı taraflarının modern bale içinde nasıl yorumlanacağını görmek istiyorum.
Benim açımdan “Afife”nin başka bir anlamı daha var. Yeni sezonda İstanbul Devlet Opera ve Balesi ile ilk buluşmam bu eserle olacak. Geçtiğimiz dönemde sahnede izlediğim, çalışmalarını takip ettiğim ve artık benim için tanıdık hale gelen isimlerle yeniden aynı salonda buluşacak olmak da bu temsili biraz daha özel kılıyor. Bir sezon boyunca farklı eserlerde gördüğünüz dansçıları, yeni bir prodüksiyonun içinde bambaşka karakterlerle izlemek ister istemez başka bir bağ kurduruyor. Bu sezonun benim için ilk karşılaşması da Afife Jale’nin hikayesi olacak.
Bir süredir baleyle daha fazla vakit geçirmeye, farklı toplulukları ve farklı sahneleme anlayışlarını izlemeye çalışıyorum. Bu yüzden “Afife”, yalnızca tarihsel olarak ilgimi çeken bir ismi konu edinmesiyle değil, yeni sezona nasıl bir başlangıç yapacağımı görmek açısından da benim için ayrı bir yerde.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin “Afife”si 10, 14, 15, 17 ve 29 Ekim 2026 tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sahnelenecek.
Ben de Ekim ayında Afife’nin hikayesinin dansla yeniden kurulduğu o salonda olacağım.
Gösteriyi izledikten sonra ise burada yeniden buluşup, bu kez Afife’yi tarihinden değil, sahnede bıraktığı iz üzerinden konuşacağız.
UĞUR YELMEZ




Yorumlar