top of page

ÖZLEM GÜZEL BALE VE MÜZİK OKULU’NUN 30. YIL RESİTALİ


Bir sanat okulunun 30. yılını sahnede kutlaması, yalnızca kurumsal bir yıl dönümü değil; uzun süreye yayılan bir eğitim anlayışının, öğrencilerle kurulan bağın ve sahneye taşınan emeğin görünür hale gelmesi demek. Özlem Güzel Bale ve Müzik Okulu’nun 30. yıl bale resitali de bu nedenle sadece bir yıl sonu gösterisi olarak değerlendirilemez.


Gecenin içinde küçük öğrencilerin sahne heyecanı, mezunların geri dönüşü, klasik repertuvarın güçlü örneklerinden La Bayadere ve Matthew Solovieff’in konuk dansçı olarak sahneye kattığı profesyonel görünürlük var. Bütün bu parçalar bir araya geldiğinde resital, okulun bugününü gösteren bir etkinlik olmanın yanında, 30 yıllık bir birikimin sahne üzerindeki karşılığına dönüşüyor.


24 Haziran 2026 Çarşamba akşamı Ataşehir İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleşen resital, değerli hocaları Yıldız Alpar Emiroğlu onuruna ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği yararına düzenlendi. Bu tercih, gecenin anlamını daha en baştan genişletiyor. Çünkü burada sahne yalnızca bir gösteri alanı olarak değil, sanatla kurulan bağın eğitim ve toplumsal fayda ile buluştuğu bir yer olarak da düşünülmüş.


Özlem Güzel Tokuş’un hikayesine bakınca, bu 30 yılın nasıl bir yerden kurulduğu daha iyi anlaşılıyor. Bale hayatına dört yaşında girmiş. Hukuk fakültesini bitirmiş olsa da kendi yolunun adliye koridorlarından değil, bale salonlarından geçtiğini fark etmiş. 1996’da Feneryolu Kumbaracılar Sokak’ta başlayan ilk okul, velilerin verdiği isimle “Sihirli Kutu” olmuş. Ardından Kızıltoprak’taki “Pembe Köşk”, Selamiçeşme ve bugün Göztepe’deki “Sanat Köşk” gelmiş.



Bu mekan isimleri, bir okulun yıllar içinde nasıl bir hafıza oluşturduğunu da gösteriyor. Her biri başka bir dönemi, başka öğrencileri, başka provaları ve başka sahne heyecanlarını taşıyor. Bir sanat okulunun geçmişi yalnızca açılış tarihleriyle ya da yıl dönümleriyle oluşmuyor. O geçmiş, derslere gelen çocuklarla, onları bekleyen ailelerle, sahneye hazırlayan öğretmenlerle, mezun olup geri dönen öğrencilerle ve yıllar sonra hala korunan bağlarla kuruluyor.


Resitalin ilk perdesinde “Çiçek Valsi” ve “Doğum Günü Sürprizi” yer alıyor. “Doğum Günü Sürprizi”, küçük bir kızın doğum günü heyecanı etrafında kurulmuş. Bu bölümde sahne daha renkli, daha oyunlu ve çocukların sahneyle ilk ilişkisindeki doğal heyecana daha yakın bir yerden açılıyor. Bir öğrencinin sahnede yerini bulması, arkadaşlarıyla aynı anda hareket etmeye çalışması, hikayenin küçük bir parçasını taşıması, izleyiciyle sıcak bir bağ kuruyor.


Bu ilk bölümde “Kelebekler”, “Arap Bebekler”, “Taş Bebekler”, “Şeker Perileri”, “Polka”, “İspanyol Dansı” ve “Perilerin Valsi” gibi başlıklar var. Bu başlıklar bile gecenin başlangıcında çocukluk duygusuna yakın, masalsı ve sahneye alışma halini taşıyan bir dünya kurulduğunu gösteriyor. 30. yıl gibi bir gecede en küçük öğrencilerin de bu akışta yer alması önemli. Çünkü bir okulun bugünü, yalnızca ileri seviyedeki öğrencilerle değil, sahneyle yeni tanışan çocuklarla da tamamlanıyor.



Gecenin en dikkat çeken klasik bale bölümü ise ikinci perdedeki La Bayadere. Leon Minkus’un müziği ve Marius Petipa’nın koreografisiyle klasik repertuvarın önemli eserlerinden biri olan La Bayadere, bu resitalde Özlem Güzel Tokuş ve Hande Tanver uyarlamasıyla sahneye konmuş. Mizansen ve solist koreografisi Nil Berkan’a ait.


La Bayadere’nin hikayesi güçlü bir dramatik yapı taşıyor. Tapınak dansçısı Nikiya, savaşçı Solor, Gamzatti, kıskançlık, ihanet, ölüm ve rüya atmosferi… Bu dünyayı bir okul resitalinin içine almak kolay bir tercih değil. Çünkü La Bayadere yalnızca estetik görüntülerden oluşan bir klasik bale bölümü değil; karakterler arasındaki gerilimi, duyguyu ve sahne atmosferini de taşıyabilmek gerekiyor.


Bu bölümde Nikiya rolünde Ayşe Nehir Çevik, Gamzatti rolünde Dila Naz Kanca, Solor rolünde ise konuk dansçı olarak Matthew Solovieff yer alıyor. Matthew’un bu resitaldeki varlığı özellikle önemli. Çünkü bir okul resitalinde profesyonel bir dansçının sahneye dahil olması, yalnızca programa güçlü bir isim eklemek anlamına gelmiyor. O bölümün sahnedeki ağırlığını, izleyicide yarattığı beklentiyi ve öğrenciler için taşıdığı deneyimi de değiştiriyor.


Matthew Solovieff’i daha önce sahnede izlemiş biri olarak, onun böyle bir resitalde konuk dansçı olarak yer almasının neden önemli olduğunu daha iyi anlayabiliyorum. Bunu yalnızca teknik beceri üzerinden söylemiyorum. Bazı dansçılar sahneye çıktığında hareketin büyüklüğünden çok, duruşuyla ve sahnede kapladığı alanla dikkat çeker. Matthew’un da böyle bir tarafı var. Sahneyi zorlamadan dolduran, partnerlikte güven veren ve karakterin içinde kaybolmadan varlığını hissettiren bir çizgisi var. Solor gibi bir rolde bu özellik daha da anlam kazanıyor.



Elbette bu resitali izleyici olarak takip etmediğim için sahnedeki anlara dair doğrudan bir yorum yapmak doğru olmaz. Ama Matthew’un önceki sahne deneyimlerimden aklımda kalan görünürlüğü, burada Solor rolüyle kurulan bağı daha anlamlı hale getiriyor. Çünkü Solor yalnızca erkek başrol olarak duran bir karakter değil. Nikiya ile kurduğu bağ, Gamzatti ile içine çekildiği dünya ve rüya sahnesinde taşıdığı pişmanlık duygusu, rolü daha katmanlı hale getiriyor. Bu nedenle Matthew’un konuk dansçı olarak yer alması, La Bayadere bölümünü daha görünür kılan önemli bir detay.


Öğrenciler açısından da böyle bir isimle aynı sahneyi paylaşmak, yalnızca o geceye ait bir anı olarak kalmaz; sahneye bakışlarını etkileyen bir deneyime dönüşebilir. Burada değerli olan noktalardan biri profesyonel sahneyle eğitim sürecinin yan yana gelmesi. Öğrencilerin kendi aralarında bir bölüm çıkarması başka bir şey, profesyonel bir dansçıyla aynı eserin içinde yer almaları başka bir şey. Karşınızdaki kişinin temposu, dikkati ve sahne disiplini sizi de başka bir noktaya çeker. Bu tür karşılaşmalar, genç dansçıların sahnede neye yaklaşabileceklerini görmeleri açısından kıymetli.


La Bayadere bölümünde 2025 ve 2026 mezunlarının önemli roller üstlenmesi de okulun mezunlarıyla bağını koruduğunu gösteriyor. Ayşe Nehir Çevik ve Dila Naz Kanca’nın ana rollerde yer alması, mezuniyetin burada bir kapanış gibi düşünülmediğini hissettiriyor.

Bir öğrencinin mezun olduktan sonra yeniden okulunun sahnesine dönmesi, hele böyle güçlü bir bölümün içinde yer alması, o kurumla kurulan ilişkinin devam ettiğini gösteriyor.



Üçüncü perdedeki Dans Geçidi ise resitalin klasik çizgiden çıkıp daha çağdaş bir alana açılan kısmı. Seda Isca Gürdoğan ve Ecem Alfan Gökçen koreografisiyle hazırlanan bu bölümde “Bright”, “Sides” ve “Gate” başlıklı çalışmalar yer alıyor. Bu bölümün programdaki yeri önemli. Çünkü geceyi yalnızca klasik bale etrafında tutmuyor; modern dansın farklı hareket diline de alan açıyor.


Bir resitalde farklı yaş gruplarını, farklı seviyeleri ve farklı sahne dillerini aynı akışta görmek izleyici için de daha canlı bir deneyim yaratıyor. Çocukların masalsı dünyasından La Bayadere’nin dramatik yapısına, oradan modern dansın daha açık ve çağdaş hareket alanına geçmek, okulun tek bir çizgide kalmadığını gösteriyor. 30. yıl için bu çeşitlilik yerinde bir tercih.


Programda dikkat çeken bir başka başlık da okuldan profesyonel dans kariyerine uzanan yolculuklar. Aslı Bostancı, Pınar Akyüz, Naz Kurtuluş, Begüm Öztürk, Rüya Duran ve Su Yılmaz gibi isimlerin anılması, okulun geçmişini daha somut hale getiriyor. Bir kurumun 30 yılını anlatırken yalnızca kaç yıldır var olduğunu söylemek yeterli değil. Asıl mesele, o yıllar içinde kimlerin yetiştiği, kimlerin başka sahnelere uzandığı ve kimlerin dansla bağını hangi yoldan sürdürdüğü.



“Işığı Devralanlar” bölümü de bu yüzden anlamlı. Bir zamanlar bu okulda öğrenci olan isimlerin bugün öğretmen olarak kendi öğrencilerine dansı aktarması, bir okulun devam etme biçimlerinden biri. Her öğrencinin profesyonel dansçı olması gerekmiyor. Ama bir öğrencinin yıllar sonra öğretmen olarak başka çocuklara dokunması, sanat eğitiminin en kalıcı taraflarından biri.


Bu resitali özel kılan şeylerden biri de kişisel hikayeyle kolektif emeğin yan yana durması. Özlem Güzel Tokuş’un ailesinden hocalarına, öğrencilerinden çalışma arkadaşlarına, mezunlardan teknik ekibe kadar pek çok kişiye teşekkür etmesi, 30 yılın tek bir kişinin omzunda ilerleyen bir hikaye olmadığını gösteriyor. Bir okulun devam edebilmesi için yalnızca kurucusunun isteği yetmiyor; öğretmenlerin, velilerin, öğrencilerin, mezunların ve görünmeyen pek çok insanın aynı yapıya inanması gerekiyor.



Bu yüzden Özlem Güzel Bale ve Müzik Okulu’nun 30. yıl resitali, sahneye konan bölümlerin ötesinde bir anlam taşıyor. Küçük öğrencilerin ilk sahne heyecanı, mezunların geri dönüşü, Yıldız Alpar Emiroğlu’na duyulan saygı, ÇYDD yararına yapılan bu özel gece ve Matthew Solovieff’in konuk dansçı olarak kattığı görünürlük aynı akışta birleşiyor.


Gecenin güçlü tarafı, bir okulun kendini yalnızca bugünkü öğrencileriyle değil, geçmişi ve kurduğu bağlarla birlikte göstermesi. Sahnedeki her bölüm başka bir yaşa, başka bir döneme, başka bir ilişkiye açılıyor. Bir yerde çocukların heyecanı var, bir yerde klasik repertuvarın ağırlığı, bir yerde modern dansın enerjisi, bir yerde de mezunların ve profesyonel sanatçıların varlığı.



Otuz yıl, özellikle bale gibi uzun süreli bağlılık isteyen bir alan için ciddi bir zaman. Özlem Güzel Bale ve Müzik Okulu’nun bu resitali de bu zamanı yalnızca kutlamakla kalmıyor; o yılların içinde biriken insanları, sahneleri, öğrencileri ve anıları yeniden bir araya getiriyor. Bir geceye sığan şey aslında yalnızca bir resital değil; yıllar boyunca aynı sahne ışığına doğru yürümüş insanların bıraktığı ortak iz.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
  • Instagram

@gokyuzuguncesiblog

© Gökyüzü Güncesi – Tüm hakları saklıdır.

bottom of page