top of page

ASLI ULU VE MATTHEW SOLOVİEFF

14 Haz
9 dakikada okunur

Sahne sanatları, seyirciyle kurduğu bağ sayesinde yaşayan bir alan. Bir temsilin anlamı yalnızca sahnede ortaya konan performansta değil, o performansa tanıklık eden insanların varlığında da büyüyor. Sanatçı sahneye emeğini, zamanını, bedenini ve duygusunu koyuyor. Seyirci ise o emeği görünür kılan, ona karşılık veren taraf oluyor. Bu yüzden tiyatroda, balede, dansta ya da müzikte seyirci yalnızca izleyen kişi değildir. O anın bir parçasıdır.


Bale, bu emeğin en açık ama aynı zamanda en sessiz biçimde hissedildiği alanlardan biri. Dışarıdan bakıldığında zarif, akıcı ve kusursuz görünen her hareketin arkasında yıllara yayılan bir disiplin var. Her adım, her duruş, her dönüş defalarca çalışılıyor. Beden hem sınanıyor hem de anlatının kendisine dönüşüyor. Sahnedeki incelik, aslında büyük bir dayanıklılığın sonucu olarak ortaya çıkıyor.


Türkiye’de sanat üretmek ise çoğu zaman yalnızca yetenekle açıklanamayacak kadar zor bir süreç. Sanatçılar hem kendilerini geliştirmek hem sahnede kalmak hem de yaptıkları işi daha geniş kitlelere ulaştırmak için çaba gösteriyor. Bu noktada sanatçı haklarını, emeğin görünürlüğünü ve sanata verilen desteği konuşmak önemli. Çünkü sahnede izlediğimiz her temsil, yalnızca bireysel bir başarı değil, korunması ve sürdürülmesi gereken bir kültürün parçası.


Aslı ve Matthew, bu kültürün içinde sahneye duydukları bağlılıkla öne çıkan iki çok yetenekli sanatçı. Onları özel kılan şey yalnızca teknik güçleri değil, sahnede kurdukları samimi ve canlı ifade. Hareketi yalnızca doğru yapmakla kalmayıp ona duygu, karakter ve kişisel bir iz katabiliyorlar. Bu da onları izlerken seyirciye daha yakın, daha gerçek bir deneyim sunuyor.


Bu söyleşi, sahnenin görünen yüzünün arkasındaki emeğe, sanatçı olmanın kişisel yolculuğuna ve seyirciyle kurulan o güçlü bağa biraz daha yakından bakmak için hazırlandı. Şimdi sözü Aslı ve Matthew’e bırakalım.



Önce sizi biraz tanıyalım, bale ile yollarınız nasıl kesişti?


ASLI

Benim yolculuğum İzmir’de, oldukça hareketli bir çocuklukla başladı. Küçük yaşlarda artistik jimnastiğe başladım ve yaklaşık altı yıl boyunca jimnastik yaptım. Aslında ilk başta baleyle çok doğrudan bir bağ kurmamıştım. Jimnastik benim için daha bedensel, daha sportif bir alandı. Sonra antrenörümün yönlendirmesiyle İZDOB çocuk balesine başladım.


Başlarda “Acaba bu gerçekten bana göre mi?” diye düşündüğüm zamanlar oldu. Çünkü jimnastikten gelen biri olarak balenin dünyası bana çok farklı görünüyordu. Ama zamanla o disiplinin, müziğin, sahnedeki anlatımın içine girdikçe baleyle aramda güçlü bir bağ oluştu. Beşinci sınıftan itibaren konservatuvar sürecim başladı. Dokuz Eylül Üniversitesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na geçtim ve İstanbul’da İDOB gösterilerinde yer almaya başladım. Böylece bale, hayatımın merkezine yerleşti.



A


MATTHEW

Ben çocukken gerçekten çok enerjiktim. Yerimde duramayan, sürekli hareket eden, her şeye merakla bakan bir çocuktum. Beş yaşındayken ailemle birlikte bir bale temsiline gittim ve sanırım o an hayatım değişti. Sahnedeki dünyayı görünce büyülenmiştim. Müzik, kostümler, hareketler, ışıklar, hepsi bana bambaşka bir yerin kapısını açmış gibi geldi.


Sonra sürekli bale izlemek istedim. Ama annem benim salonda sessizce oturabileceğime pek inanmıyordu, çünkü gerçekten çok hareketliydim. Yine de o kadar ısrar ettim ki sonunda beni tekrar götürdüler. İzlediğim temsil The Story of Clara’ydı ve o gün hiç kıpırdamadan, gözümü bile kırpmadan sahneyi izledim. Ailem için de bu sanırım büyük bir sürpriz oldu. Altıncı yaş günümde bana özel bir bale okuluna başlayacağımı söylediler. Benim bale hikâyem de böyle başladı.


Bugüne kadar yer aldığınız eserler arasında en çok keyif aldığınız hangisiydi, neden?


ASLI

Benim için Romeo ve Juliet’in yeri çok ayrı. Çünkü o eserde yalnızca dans etmiyorum, gerçekten bir hikâyenin içinde yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Sahnedeyken bazen kendimi bir sinema filminin içindeymiş gibi hayal ediyorum. O duygu, o atmosfer, karakterlerin iç dünyası bana çok yakın geliyor.


Her temsil aynı gibi görünse de aslında sahnede her seferinde başka bir duygu yakalıyorsunuz. Romeo ve Juliet’te beni en çok etkileyen şey de bu. İçinde hem aşk var hem kırılganlık var hem de büyük bir dramatik akış var. Bu yüzden içinde kendimden izler bulabildiğim, bana yakın gelen bir eser.


MATTHEW

Benim için de Romeo ve Juliet çok özel. Özellikle Mercutio rolü. O karakterde beni çeken çok şey var. Enerjisi, mizahı, sahnedeki varlığı, aynı anda hem hafif hem derin bir tarafının olması bana çok yakın geliyor.


Ayrıca Mercutio benim ilk başrollerimden biriydi. Bu yüzden bende ayrı bir hatırası var. Bir rolü yalnızca teknik olarak çalışmıyorsunuz, zamanla onunla kişisel bir bağ da kuruyorsunuz. Mercutio’da kendi karakterimden parçalar buldum. O yüzden sahneye her çıktığımda çok keyif aldığım, beni canlı tutan bir rol oldu.



Sahnede birlikte çalışırken birbirinizi anlamanızı ve aynı çizgide buluşmanızı sağlayan şey sizce ne oluyor?


Bizim aramızda çok güçlü bir iletişim var. Bu sadece sahnede değil, prova sürecinde ve günlük hayatta da böyle. Birbirimizi dinlemeyi, anlamayı ve gerektiğinde açıkça konuşmayı seviyoruz. Sahne üzerinde birlikte hareket ederken bu çok önemli, çünkü dans sadece adımlardan oluşmuyor. Karşınızdaki insanın enerjisini, nefesini, o günkü ruh hâlini bile hissediyorsunuz.


İkimiz de çok çalışmayı seviyoruz. Yeni şeyler denemekten korkmuyoruz. Bir şey ilk denemede olmuyorsa bunu kişisel bir gerilime dönüştürmeden tekrar çalışabiliyoruz. Aramızda toksik bir alan yok. Daha çok güven, saygı ve birlikte üretme isteği var. İş dışında da birlikte olmamız, sevgili olmamız, sahnedeki uyumumuzu başka bir yerden besliyor. Birbirimizi tanıdığımız için sahnede bazen konuşmadan da anlaşabiliyoruz.


Bir eseri çalışırken prova süreciniz sizin için nasıl ilerliyor?


Prova süreci bizim için işin en zor ama en değerli kısmı. Çünkü seyircinin sahnede birkaç dakika içinde izlediği bir hareketin arkasında, bazen günlerce hatta haftalarca süren tekrarlar var. Bir hareketi yalnızca yapmak yetmiyor, onu doğru yapmak, aynı duyguyla yapmak ve her temsilde yeniden canlı tutmak gerekiyor.


Haftanın altı günü saatlerce çalışıyoruz. Bazen prova çok iyi geçiyor ve her şey yerine oturuyor. Bazen de tam tersi oluyor, bedeniniz istediğiniz gibi cevap vermiyor, hareket akmıyor, enerji düşebiliyor. Ama bu da sürecin bir parçası. Zorlandığımız yerler aslında bizi geliştiren yerler oluyor. Bir hareketin üstünden tekrar tekrar geçmek yorucu olabilir ama sonunda o hareket bedene yerleştiğinde büyük bir tatmin duygusu veriyor.



Sahneye çıkmadan önce kulisteki o son dakikaları nasıl geçiriyorsunuz, o anlarda nasıl bir ruh hâlinde oluyorsunuz?


ASLI

Sahneye çıkmadan hemen önce genelde en çok zorlandığım hareketi düşünüyorum. Onu aklımdan geçiriyorum, bedenimde tekrar hissetmeye çalışıyorum. Sanki sahneye çıkmadan önce zihnimde küçük bir prova daha yapıyorum. Bu bana güven veriyor.


Bir de benim uğurlu parfümüm var. Her zaman sahneye çıkmadan önce onu sıkarım. Belki çok küçük bir ritüel gibi görünebilir ama bana iyi geliyor. O kokuyla birlikte kendimi sahneye biraz daha hazır hissediyorum.


MATTHEW

Ben de sahneye çıkmadan önce özellikle zorlandığım hareketleri zihnimde tekrar ediyorum. O hareketi nasıl yapacağımı, enerjimi nasıl kullanacağımı düşünürüm. Çünkü sahneye çıktığınız anda her şey çok hızlı akar. O yüzden öncesinde kendimi hem bedensel hem zihinsel olarak hazırlamam gerekiyor.


Benim de küçük bir ritüelim var. Sahneye çıkmadan hemen önce avuç içlerimi öpüp bale pabuçlarımın topuklarına vururum. Bunu yapmak bana iyi geliyor. Enerjimi topladığımı, sahneye hazır olduğumu hissettiriyor.


Matthew’a özel:

Fotoğrafçılıkla da ilgilendiğinizi biliyorum. Bu alanla kurduğunuz bağı nasıl anlatırsınız?


Fotoğraf benim için dansla çok bağlantılı. Çünkü baleyi bildiğim için sahnede hangi anın önemli olduğunu, hangi hareketin hangi duyguyu taşıdığını sezebiliyorum. Dans ederken seyircinin hissetmesini istediğimiz anlar vardır. Ben fotoğraf çekerken de o anların peşinden gidiyorum.


Analog fotoğrafı özellikle seviyorum. Çünkü onda başka bir dikkat var. Dijitalde çok fazla kare çekebilirsiniz ama analogda sadece 36 kareniz var. Her kareyi düşünerek çekmek zorundasınız. Sonra banyo süreci, tarama süreci geliyor. Yani fotoğraf yalnızca deklanşöre basmak değil, başlı başına bir yolculuk. Ben bunu çok sanatsal ve çok özel buluyorum. Hatta Fransa’da bir sergide fotoğrafımın yer alması da benim için çok değerli bir deneyimdi.



Aslı’ya özel:

Sahne dışında sizi besleyen ilgi alanlarınız ve hobileriniz neler? Bunlar hayatınızda nasıl bir yer tutuyor?


Müzik hayatımda her zaman çok büyük bir yerde. Zaten dansla uğraşırken müzikten ayrı bir hayat düşünmek çok mümkün değil. Ama sahnenin dışında da müzikle başka bir bağ kurmayı seviyorum. Elektro gitar çalıyorum. Türkçe ve yabancı rock dinlemekten çok keyif alıyorum. Gitar benim için farklı bir ifade alanı gibi.


Bunun dışında dalışla da ilgileniyorum. İki yıldızlı scuba dalgıcıyım ve otuz metreye kadar dalabiliyorum. En çok Karaburun ve Fethiye’de dalmayı seviyorum. Özellikle gece dalışlarını ve batık gemileri çok etkileyici buluyorum. Suyun altındaki dünya, sahneden çok farklı ama yine de içinde benzer bir sessizlik ve yoğunluk var. Orada da bedeninizle, nefesinizle ve bulunduğunuz anla baş başa kalıyorsunuz.


Yüz yılı aşkın süredir sahnelenen Kuğu Gölü’nün, her dönemde seyirciyi aynı hayranlıkla koltuğuna bağlayan sırrı sizce nedir?


Bizce bunun sebebi, insanların insan sınırlarını aşan şeyleri izlemekten etkilenmesi. Olimpiyatları her yıl aynı heyecanla izlememiz ya da bir ligin son maçında duyduğumuz heyecan gibi. Kuğu Gölü’nde de seyirci, insan bedeninin neredeyse insanüstü görünen bir hâle dönüşmesine tanıklık ediyor.


Bizim için Kuğu Gölü’nün en büyüleyici taraflarından biri, yirmi dört dansçının aynı anda yirmi dört kuğuya dönüşmesi. Gerçeküstü gibi görünen bir dünyanın sahnede canlanması seyirci için de çok etkileyici bir deneyim yaratıyor. Kuğu Gölü, teknik olarak en zorlayıcı balelerden biri olmasının yanında, insan bedeninin fiziksel sınırlarını da en çok zorlayan eserlerden biri.


Bu yüzden onun zamansız bir eser olduğunu düşünüyoruz. Seyirci, Kuğu Gölü’nün o rüya gibi, neredeyse doğaüstü atmosferini izlemek için her dönemde salona gelmeye devam ediyor.



Matthew’a özel:

Kuğu Gölü gibi teknik disiplini çok yüksek bir eserde yer almak sizin için nasıl bir deneyimdi?


Kuğu Gölü’nde özellikle pas de trois ya da corps de ballet içinde yer alırken enerjimi daha kontrollü kullanmam gerekiyor. Benim doğal olarak daha hareketli ve yüksek bir enerjim var. Bu enerjiyi sahnede daha kompakt, daha kontrollü bir güce dönüştürmeye çalışıyorum.


Özellikle bacakları ve ayakları daha uzun göstermek, ellerde ve parmaklarda en uzun çizgiyi bulmak, teknik olarak daha doğru bir baletik hat yakalamak benim için önemli oluyor. Yani enerjimi azaltmaktan çok, onu doğru yere yönlendirmeye çalışıyorum.


Aslı’ya özel:

Çocukluk yıllarında jimnastikle de ilgilendiğinizi biliyoruz. Kuğu Gölü gibi teknik disiplini çok yüksek bir eseri çalışırken bunun size bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?


Aslında jimnastikten gelen bedensel disiplini bale disiplinine dönüştüreli epey uzun zaman oldu. Yaklaşık 16 yıl önce jimnastiği bıraktım. Bu yüzden bu soruyu doğrudan jimnastik disiplini üzerinden yanıtlamak benim için çok doğru olmaz.


Fakat Kuğu Gölü, özellikle kadın dansçılar için teknik açıdan oldukça zorlayıcı ve çok fazla disiplin isteyen bir eser. Bu disiplini bedene geçirmek için uzun saatler süren provalar yaptık. Genel olarak bu disiplini bedenimize yerleştirmek zor olsa da hepimizin özverisiyle bunu sahneye güzel bir şekilde yansıttığımızı düşünüyorum.



Klasik eserlerden sonra Momentum gibi modern bir eserde yer almak sizde nasıl bir fark yarattı?


Klasik eserleri çok seviyoruz. Klasik bale bizim temelimiz, disiplinimiz ve her zaman beslendiğimiz alan. Ama Momentum bizim için çok güzel ve güçlü bir meydan okumaydı. Çünkü neoklasik ve modern dans, dansçının kişisel ifadesini daha fazla ortaya çıkarıyor.


Momentum’da sahnede daha fazla alan açabildiğimizi hissettik. Hareketlerin dili farklı, bedenin kullanımı farklı, sahnedeki enerji farklı. Klasik balede belli bir formun içinde çok büyük bir incelik var. Modern ve neoklasik eserlerde ise bazen o formun dışına çıkıp kendi dansçı kimliğinizi daha belirgin şekilde gösterebiliyorsunuz. Bu da bizim için çok heyecan vericiydi.


Önümüzdeki dönemde yer almayı istediğiniz projeler ya da hayalini kurduğunuz eserler var mı?


MATTHEW

Dans tiyatrosu ya da fiziksel tiyatro alanında bir projede yer almayı çok isterim. Bedenle hikâye anlatmayı seviyorum. Sözün daha az, bedenin daha çok konuştuğu işler beni heyecanlandırıyor. Dansın tiyatroyla birleştiği alanlarda çok güçlü şeyler ortaya çıkabileceğini düşünüyorum.


ASLI

Neoklasik ve modern eserlerde dans etmeyi çok isterim. Bu alanlarda dansçının kendini ifade etme biçimi çok farklılaşıyor. Hem teknik hem de duygusal olarak daha geniş bir alan açılıyor. Bu yüzden ilerleyen dönemde bu tür eserlerde daha fazla deneyim kazanmayı ve kendimi bu yönde geliştirmeyi isterim.


Son olarak sözü size bırakalım. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?


ASLI

Türkiye’de gerçekten çok güçlü dansçılar, çok büyük emekle hazırlanmış prodüksiyonlar var. Bence Türk dansçıların ve kurumlarımızın yaptığı işler Avrupa düzeyinde görünürlüğü hak ediyor. Bunun daha fazla duyulması, izlenmesi ve desteklenmesi gerekiyor.


Sanata ve sanatçıya destek olmak çok önemli. Çünkü sahnede gördüğünüz her temsilin arkasında büyük bir çalışma, disiplin ve inanç var. Seyircinin ilgisi, desteği ve varlığı bu emeği daha anlamlı kılıyor.


MATTHEW

Ben seyirciye çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü sanatçının var olabilmesi için seyirciye ihtiyacı var. Seyirci varsa biz de varız. Onların salonda olması, bizi izlemesi, bizimle aynı anda aynı duyguyu paylaşması çok kıymetli.


Seyirci mutluysa ben de mutlu oluyorum. Bizi var eden, destekleyen, alkışıyla ve ilgisiyle yanımızda olan herkese gerçekten teşekkür ederim.



Söyleşimizin sonunda yeniden şunu düşünmeden edemiyorum: Türkiye’de çok değerli sanatçılar, çok güçlü sahne üretimleri ve uluslararası alanda daha fazla görünürlüğü hak eden büyük bir emek var. Bu emeğin yalnızca kendi sahnelerimizde değil, farklı ülkelerde, festivallerde, turnelerde ve daha geniş izleyici kitleleriyle buluşması çok kıymetli. Sanatçılarımızın dünyada daha fazla görünür olması, hem onların kişisel yolculukları hem de Türkiye’deki sahne sanatlarının hak ettiği değeri bulması açısından büyük önem taşıyor.


Bu söyleşi benim için ayrıca çok özel bir yerde duruyor. Çünkü Matthew ve Aslı ile yaptığım bu çalışma, yüz yüze gerçekleştirdiğim ilk söyleşiydi. Bana bu şansı verdikleri, zaman ayırdıkları ve içtenlikle cevap verdikleri için ikisine de gerçekten minnettarım.


Aslı, bugüne kadar ortaya koyduğu işlerle hayranlık uyandıran çok güçlü bir sanatçı olmasının yanında, tanışınca insana hemen geçen çok tatlı ve samimi bir enerjiye sahip. Onu dinlemek, sahneyle kurduğu bağı görmek ve sohbet boyunca o sıcaklığını hissetmek benim için çok değerliydi. Matthew ise aksanlı Türkçesi, içten tavırları ve en küçük iltifatta bile yüzünün kızarmasıyla inanılmaz sempatikti. Onun sahnedeki güçlü varlığının yanında bu kadar mütevazı ve doğal bir tarafını görmek de ayrıca çok güzeldi.


Onlarla tanışmak, aynı masada oturup sanat, sahne ve emek üzerine konuşmak beni gerçekten çok mutlu etti. Umarım yolları her zaman açık olur, emekleri daha çok görünür olur ve sahnede kurdukları o güçlü bağ çok daha geniş kitlelere ulaşır.


Bu güzel söyleşiyi mümkün kıldıkları için Matthew ve Aslı’ya içtenlikle teşekkür ederim. Sözü burada bitirirken, onların sahnede ürettikleri her işin daha fazla izleyiciyle buluşmasını ve Türkiye’den dünyaya uzanan sanat yolculuklarında çok daha büyük başarılarla anılmalarını diliyorum.


UĞUR YELMEZ

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page