KAOL
- Uğur Yelmez
- 9 Oca
- 5 dakikada okunur

Gökyüzü Güncesi’nde “Gökyüzüne Bakanlar”ı başlatırken içimde çok net bir arzu vardı. Üreten insanlarla yan yana durmak, onların işini yalnızca sonuç üzerinden okumamak, o sonuca varana kadar içeride neler olup bittiğini de duymak. Bazen bir üretim, dışarıdan bakınca sadece bir şarkı, bir görüntü, bir metin gibi görünür. Oysa asıl hikâye çoğu zaman görünmeyen taraftadır. İnsanın kendini taşıma biçiminde, cesaretinde, kırılganlığında, ısrarında.
Bu seriyi bir “konuk ağırlama” formatı gibi değil, bir yakınlık alanı gibi kurmak istiyorum. Gökyüzüne bakan herkesin aynı gökyüzünü görmediğini biliyorum. Kiminin göğünde fırtına var, kiminin göğünde sakinlik. Kiminin göğünde ışık, kiminin göğünde gölge. “Gökyüzüne Bakanlar” tam olarak bunu konuşmak için var. Birinin iç dünyasını, üretimle kurduğu ilişkiyi, kendi dilini ve kendi ritmini, mümkün olduğunca çıplak ve gerçek hâliyle duyabilmek için.
Bu yolculuğun ilk konuğu Kaol. Onu ilk konuk olarak seçmem bir tesadüf değil. Kaol’un müziği benim için, yaralı bir ışığın sesi. Yarayı saklamayan, onu romantikleştirmeyen, yine de ışığını kaybetmeyen bir yerden geliyor. Bağımsız bir sanatçı olarak kurduğu dünya, yalnızca şarkılarda değil, duruşunda, görsel dilinde, sahnede kurduğu atmosferde de kendini belli ediyor. Kaol’u değerli kılan şey, “farklı” olmaya çalışması değil, kendine sadık kalması. Bir şeyi gerçekten hissettiğinde bunun sesini kısmaması.
Bu söyleşiyi de bu yüzden başlatmak istedim. Gökyüzü Güncesi’nin ilk “Gökyüzüne Bakanlar” sayfası, yaralı ışığın sesine açılıyor. Okuyan herkesin kendinden bir parça bulacağına inanıyorum. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey, yalnızca anlaşılmak değil, anlaşılabileceğini hatırlamak.
Şimdi sözü Kaol’a bırakıyorum. Bu kez gökyüzüne, onun baktığı yerden bakacağız.

1. Sizi hiç tanımayan birine kendinizi nasıl anlatırsınız?
Sadece bir insanım ve hayatımı bunun ne kadar güçlü bir şey olduğunu bilerek yaşıyorum.
2. Şarkı yapmaya sizi en çok ne itiyor, ilhamınız genelde nereden geliyor?
Duygularımı en yakın çevreme, hatta kendime bile anlatmaktan çok uzun bir süre utandım ve belki birkaç şarkı yazarsam onlardan arınırım sandım.Şu an 1000’den fazla şarkım var.
3. “Cehennemde Yanındayım” gibi bir şarkıyı yazarken kafanızda nasıl bir duygu ya da sahne oluyor?
Ben her zaman duygularımı şarkı sözleriyle ifade etme konusunda, konuşmaya kıyasla çok daha iyi oldum. Özellikle aşk gibi derin ve çok boyutlu bir duyguyu tanımlarken de şarkı yazıyor olma sebebim bu.
Fakat şarkılarımı yazarken birbirinden farklı durumlara giriyor gibi hissetmiyorum. Beyaz ve Güzel’i yazarken de Cehennemde Yanındayım’ı yazarken de sadece Kaol olarak kendimi ifade ettiğim bir hâlde oluyorum. Devamı genelde otomatik gelişiyor.
4. Üretirken motivasyonunuz düştüğünde kendinizi nasıl toparlıyorsunuz?
Önceden bunun için çok uğraşırdım ama artık toparlamıyorum. İnsan olarak tüm duygular bizim için ve bazen düşmek de oldukça normal. Bunun da geçeceğinin bilincinde olarak bekliyorum ve bu duyguların üzerimden akıp gitmesine izin veriyorum. Bu, tüm duygularım için geçerli.
5. Bir şarkının “tamam” olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
Mix ve mastering kısmında genel olarak hiçbir şarkıma “tamam” diyemiyorum.
Şarkılarımı genelde arkadaşım Berk Öcal düzenliyor. Genelde bilgisayarın başına oturup ona istediğim şeyleri anlatıyorum, o da projeyi müzik bilgisiyle istediğim şeye en yakın sonuca ulaştırıyor. Bu süre zarfında ortalama 15–20 saat nazımı çekiyor.
Yine de belirli bir noktaya geldikten sonra “Tamam, bu hâli de oldukça iyi. Aklımdaki mükemmel versiyon, benimle beraber ileri gitmeye devam edecek” diyerek kendimi durduruyorum. Yoksa büyük ihtimalle sonsuza kadar düzenlemeye devam ederdik.
Şarkı sözleri kısmında ise bir şarkıya söz yazmam ortalama 10–15 dakika kadar sürüyor ve genelde o andaki hâlime ve duygularıma saygım dolayısıyla sözlerde büyük değişiklikler yapmıyorum. Yazdığım hâliyle “tamam” oluyor.
6. Söz, beste, klip, post prodüksiyon gibi birçok işe dokunuyorsunuz. Bu size ne kazandırıyor ne zorluyor?
Ben müziğe ilk başladığımda bunların her biri için birine ihtiyacım var sanıyordum. Hayat bana bunun böyle olmadığını, biraz çetrefilli ama şu an şükürlerle dolu olduğum bir şekilde öğretti ve ben artık ihtiyacım olan her şeyim.
Artistik vizyonumu direkt olarak kendi ellerimle şekillendirebilmek en büyük ödül. Sadece bazen üretirken farkında olmadan mükemmeliyetçiliğime yenilip kendimi çok yoruyor ve yemek yemek gibi temel ihtiyaçlarımı dahi aksatıyorum.
Bunun yanı sıra marketing sürecimi de kendim yönetiyorum ve günlük hayattaki mesleğim de marketing üzerine. Hem yaratıcı hem de pazarlayıcı konumda olmak bazen dengemi bozabiliyor ama yine de iyi ilerlediğimi düşünüyorum.
Yardım almaya daha açık olmam gerektiğini biliyorum ve bunun üzerine çalışıyorum.
7. Bağımsız bir müzisyen olarak sizi en çok zorlayan şey ne?
Hayatta her şeyin iyi ve kötü denilebilecek yanları vardır, ben genelde iyilerine odaklanmayı seçiyorum.
Yine de bağımsız sanatçıların çok daha fazla değer görmesi, fonlanması, sponsorluklar alması ve el üstünde tutulmasının bir ayrıcalık değil, ileri gitmek isteyen ülkeler için bir yükümlülük olduğunu düşünüyorum.
Belirli bir zümreyi destekleyerek parayı döndürmeyi tekelcilik olarak görüyor ve bunu desteklemiyorum.
8. Dinleyicilerden gelen yorumlarda sizi en çok ne etkiledi?
Çocukluğunda arkadaş bile edinemeyeceğine inandırılmış biri olarak, hayatına herhangi bir şekilde beni dahil eden insanların olması beni çok mutlu ediyor. Bu durum, çocukken çevrem tarafından öğretilmiş ve benim de inanmayı seçtiğim kötü duyguların çözülmesini sağlıyor.
Benden ve sanatımdan ilham alan insanlara çok teşekkür ederim ve gördükleri şeyin sadece kendi yansımaları olduğunu onlara hatırlatmak isterim.

9. Sahneye çıkmadan önce mutlaka yaptığınız bir ritüel var mı?
Dualar ve bazı meditatif çalışmalarla enerji alanımı temizleyip büyütüyorum. İnsanların karşısına çıkarken frekansımın, üzerimdeki kostümüm ve makyajımdan çok daha önemli olduğuna inanıyorum.
10. Kaol’un görsel dünyasını siz nasıl tarif edersiniz?
İnsana ait tüm duyguların çok büyük şekilde yaşandığı bir ütopya. Sanırım yılanlar, çiçekler, aşk ve ışıkla kaplı. Hâlâ o dünyayı keşfediyorum.
11. Sahnedeki enerjiniz ve kostümleriniz dikkat çekiyor. Bu seçimlerde sizi ne yönlendiriyor?
Olabildiğim kadar kendim olmaya çalışıyor ve kendim olarak tanımladığım kısımlarımı sivrilterek insanlara sunuyorum. Bu sivri kısımlar bazı insanlara batabiliyor ama birçok insanın kendileri için de bunu yapabileceğini görmesini sağlıyor. Zaten amaçlarımdan biri de bu.
Kostümlerimi genelde çevremdeki yetenekli tasarımcılarla birlikte şekillendiriyorum ve sahneye çıktığımda, duruşumda bile üzerimde bir sanat eseri taşımaya özen gösteriyorum. Konserlerimi sadece bir konserden ziyade bir performans sanatı gösterisi olarak görüyor ve o şekilde hazırlanıyorum.
12. Kliplerinizdeki performans dili, jestler ve hareketler nasıl şekillendi?
Benim için sanat, insanın sadece yaptığı bir şey değil, olduğu da bir şey. Kendi insan olma sanatımı olabildiğince otantik bir şekilde sunmaya önem veriyorum.
Aynı zamanda Lana Del Rey, Lady Gaga ve Christina Aguilera’yı idol alarak büyüdüm. Elbette artistik vizyonumu ve Kaol personasını şekillendirirken bu isimlerin belirli yönlerinden ilham aldım ve bunun görünür olduğunu da düşünüyorum.
13. Türkiye’de müzik yaparken “bunu başka bir yerde yapsaydım daha farklı olurdu” dediğiniz oluyor mu?
Ben daha çok “Bunu Türkiye’de yaparsam Türkiye daha farklı bir yer olur” diyorum.Ama bu soruyla ne kastettiğinizi de anlıyorum.
14. Tiyatro ya da oyunculukla ilgili bir hayaliniz var mı?
Önceliğim olmasa da özellikle kısa filmlerimde ve müzik videolarımda belirli oranlarda oyunculuk yapıyorum ve bunu daha da fazla kullanmak istiyorum. Büyük ihtimalle sadece sanatımla ilgili projelerde.
15. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey olur mu?
Gökyüzü Güncesi’nde yer alma fırsatı verdiğiniz için size de çok teşekkür ederim.

Bu söyleşiyi bitirirken şunu rahatça söyleyebiliyorum, iyi ki yaptık. “Gökyüzüne Bakanlar”ın ilk konuğu Kaol oldu ve bu başlangıç, serinin niyetini ilk andan görünür kıldı. Çünkü Kaol, sadece şarkı yazan biri değil. Bir sesin etrafında bir dünya kuran, o dünyayı dağılmadan ayakta tutan bir sanatçı. Müzikte, görsel dilde, sahnede, hatta sessizliğin içinde bile aynı damarın dolaştığını hissediyorsun.
Kaol’un kıymeti benim gözümde tam burada büyüyor. Duyguyu kolaylaştırmadan anlatıyor. Kendini “daha kabul edilebilir” bir hâle sokmak için törpülemiyor. Kırılganlığını saklamıyor. Ama o kırılganlığın içinde kaybolmuyor da. Tam tersine, oradan güç alıyor. Bu yüzden Kaol’dan bahsederken “yaralı ışığın sesi” demek bana doğru geliyor. Çünkü onun ışığı süs olsun diye değil, karanlığı görüp yine de ayakta kalabildiği için var.
Söyleşideki cümlelerde beni en çok etkileyen şey, Kaol’un üretime bakışındaki dürüstlük oldu. Bazen düşmeyi normal saymak, bazen beklemeyi bilmek, bazen de “burada dur” diyebilmek. Mükemmelin peşine takılıp kendini kaybetmeden üretmeye devam etmek. Bunlar kulağa basit gelebilir ama yapan insanın neyle mücadele ettiğini bilenler için büyük cümleler.
Bağımsızlık meselesinde söyledikleri, altı çizilecek türden. Bağımsız sanatçının değer görmesi bir ayrıcalık değil; emeğin, cesaretin ve sürekliliğin doğal karşılığı. Kaol’un bugün bulunduğu yer, şansın değil; çalışmanın, inatla kurulan bir estetiğin ve vazgeçmeyen bir disiplinin sonucu. Bu yüzden iyi dileklerim de yalnızca “yolun açık olsun” seviyesinde kalmıyor. Emeğinin karşılığını daha geniş alanlarda almasını, sesinin daha çok yere ulaşmasını, sahnesinin büyümesini, ürettiği her şeyin hak ettiği ciddiyetle karşılanmasını diliyorum.
Kaol’a, bu serinin ilk adımına böyle güçlü bir iz bıraktığı için gönülden teşekkür ederim. “Gökyüzüne Bakanlar” devam edecek. Bu ilk bölüm, bundan sonra her adımda geri dönüp bakacağım bir başlangıç olacak.
UĞUR YELMEZ


Yorumlar